İstanbul, Konya derken bu kez Elazığ’da patlak veren skandal, adlî emanet sisteminin geldiği vahim tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Buketle teslim edilen uyuşturucu paralarının, altın ve gümüşlerin adlî emanetten buharlaştığı iddiaları artık “istisna” değil, neredeyse rutin hâline gelmiş durumda.
Yapılan incelemeler, meselenin birkaç memurun ihmaliyle açıklanamayacağını açıkça ortaya koyuyor:
Türkiye Petrolleri’nin Antalya ve Hatay Dörtyol’daki depolarında 18 bin 476 ton akaryakıt eksik,
Diyarbakır Adliyesi adlî emanet deposunda 793 adet kalaşnikof mermisi çalınıp satılmış,
Konya Yunak’ta TMO’nun kiraladığı lisanslı depodan yaklaşık 22 bin ton buğday kaybolmuş,
Mardin’de TMO’ya ait 137 bin ton buğday satılarak yaklaşık 1 milyar TL’lik vurgun yapılmış,
İstanbul Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı’na ait suç eşyası ve emanet deposunda 12 adet silahın kayıp olduğu tespit edilmiş; olayla ilgili bir zabıt kâtibi tutuklanmış.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Denetim mekanizmaları ya hiç çalışmıyor ya da yalnızca kâğıt üzerinde var. Sayım yok. Şeffaflık yok. Hesap soran yok. “Emanet” kavramı, kamu vicdanında hızla anlamını yitiriyor.
Artık buna “ihmal” demek saflık olur.
“Münferit olay” demek ise akılla alay etmektir.
Bu ülkenin adlî emanet depoları çökmemiştir; bilerek ve isteyerek çürütülmüştür.
Haritaya iğne batırır gibi her şehirden bir skandal çıkıyor. Uyuşturucu parası kayboluyor, altın buharlaşıyor, mermi satılıyor, silah yürütülüyor, buğday kamyon kamyon yok ediliyor, akaryakıt tonlarca eksiliyor. Bunların hiçbiri doğal afet değil; insan eliyle yapılan açık bir yağmadır.
Adlî emanet, devletin namus kasasıdır.
Ama bugün o kasalarda hırsızın anahtarı var, kilit süs, kamera kör, sistem sağırdır.
Sorular ortadadır:
Bu kadar mal tek kişinin cebine mi girdi?
Bu kadar yük tek imzayla mı çıktı?
Bu kadar eksik tek sayımda mı fark edilmedi?
Cevap net: Hayır.
Bu, örgütlü bir çürümenin, zincirleme bir suskunluğun ve yukarıdan aşağıya yayılan bir görmezden gelmenin sonucudur.
Vatandaşa gelince devletin terazisi mikron hassasiyetindedir: vergi var, ceza var, haciz var.
Ama konu kendi depolarına gelince devlet kör, sağır ve dilsizdir.
Artık lafı dolandırmaya gerek yok:
Adlî emanet depoları yol geçen hanı değil, kamu malının profesyonelce talan edildiği alanlara dönüşmüştür.
Yapılması gereken ertelenemez:
81 ilde, tüm ilçelerde adlî emanetler ve kamu depoları eş zamanlı olarak sayılmalı,
Sonuçlar makyajlanmadan kamuoyuyla paylaşılmalı,
Bir memur feda edilerek dosya kapatılmamalı; kim göz yumduysa, kim imzaladıysa, kim sustuysa zincirleme hesap vermelidir.
Aksi hâlde bu ülkenin adalet sistemi yalnızca adliye salonlarında değil, emanet raflarında da çökmüş demektir.
Ve unutulmamalıdır:
Emanetin çalındığı yerde adalet ayakta kalamaz.
Celil Kocataş
Tesadüf Değil, Operasyon!
Erkan Altaş
SENDEN KALAN
Önder Gümüş
ÜÇ ANTİK UYGARLIĞIN GÖZETİCİSİ: ZERBAN
Fahrettin Çelik
BUGÜN 7 ŞUBAT
Adnan Boynukara
ABD ve İsrail’in “Büyük Savaş” Arzusu
Mustafa Aloğlu
Son 20 yılda Adıyaman ve ilçeleri belediye seçimleri
Mücahit Bilici
Son Bakışta Şair
Necati ATAR
ŞEYTANDAN ATEŞTEN BELADAN KAÇAR GİBİ KAÇIN ROMAN OKUMAYANLARIN DÜNYASINDAN
Aynur Sel
Namuslu Bir Ömür Üstüne
Misafir Yazar
Kur’anda Haram Kılınan Şeyler