Köyde siyaset yine bildiğimiz gibi… Konuşulanların yarısı hizmet, yarısı hesap kitap; hatta bazılarına bakarsanız hizmet kısmı biraz süs gibi duruyor.
Karşı köyden bir emlakçı adaylığını koymuş; bu haber köyde dalga dalga yayılmış ve beklenen hamle de gecikmemiş. Tıncıklı Ayten fazla düşünmeden kenara çekilmiş: “Ben aday falan olmam, güçlü kimse onu desteklerim.” Yani siyaset değil, adeta rüzgâr gülü… Rüzgâr nereye dönerse Ayten de oraya.
Annesinin elbisesini giyen aday beni çok merak etmiş, “Kim bu?” diyormuş; ama biz geçen gün pazarda karşılaştık. O elbise için pazarlık yapıyordu; satıcı yüz istiyor, o “On beşe olmaz mı?” diyordu. Ben de o sırada meyve aldım.
Bu arada Taşçı, eski muhtar, sessizce beklemeye başlamış; ancak işin ilginç tarafı, Çeperci cephesinde dönüyormuş. Söylenenlere göre plan basit: “Karşı köy güçleniyor, aldığım ihale de iyi; bir de aday gibi görünürsem belki yeni ihaleyi de kaparım.” Hatta bunu anlatırken geçmişten örnek veriyormuş: “Babam aday olduğu yeri kazanamadı ama ihaleyi kopardık.” Demek ki bazıları için sandık sadece bir araç; asıl hedef ihale sandığı.
Köy yol bekler, su bekler, köprü bekler… Ama bazıları fırsat bekler.
Bu arada Ankara’daki memur boş durmuyormuş; sessiz sessiz çalışıyormuş ve iki önemli yerle yaptığı görüşmelerden de olur almış. Köyde aklı başında birkaç kişi de oturup konuşuyormuş: “Bu memura nasıl yardımcı oluruz?” Yani köyde herkes siyaset yapıyor ama bazıları hesapla, bazıları vicdanla hareket ediyor.
Kahve tarafı ise ayrı bir sahne… Çığırtgan kahvede bazı isimleri saymış; ancak tuhaf bir şey olmuş. Adı geçenlerin bulunduğu masadan insanlar tek tek kalkıp kahveyi terk etmiş; kimse bağırmamış, kimse kavga etmemiş. Ama kahvenin yaşlılarından biri çayını yudumlayıp tek cümle söylemiş: “İnsanın geçmişi gölgesi gibidir… Güneş açınca uzar.” Bir başka köylü de lafı kısa kesmiş: “İnsanın geçmişi er geç önüne gelir.”
Sonra söz Küçük enişteye gelmiş; Küçük enişte yine umut dağıtıyormuş: “Beni bir daha seçerseniz dereye giden yolu yaptıracağız; on beş yıldır yaptıramadım ama inşallah bu sefer olur.” Kahvede herkes aynı anda “İnşallah” demiş; ancak o “inşallah”ın içinde dua mı vardı, yoksa hafif bir tebessüm mü, onu da herkes kendi içinde tartmış.
Vaatler de büyümüş tabii… “Dişinizi beleşe yaptıracağım,” diyormuş. Geçmişte para alındığını zaten kendisi söylüyor ama seçilirse her şey bedava olacakmış. Yakışıklı da aynı sözü veriyormuş; Emredersin Abi de… Yani köyde yakında seçim değil, diş kampanyası başlayacak gibi.
Bayram için hediyeler hazırlanıp el altından dağıtılıyormuş; dağıtan, hediyenin üstüne resmini bastırmayı da unutmamış. Bu arada çok gezen aday da vites yükseltmiş; çalmadığı kapı, sıkmadığı el kalmamış. Küçük enişte ise fırsat buldukça sağda solda fotoğraf çektiriyormuş; sonra da o fotoğrafları etrafa gönderip, “Bakın, köylü beni istiyor,” diyormuş.
Sebze tüccarı da gezmeye başlamış ama yanında ancak beş kişi varmış: dayısının iki oğlu, amcasının iki oğlu ve bir de yancısı.
Ama kader bazen insanın planını bozuyor. Bu köyde de Ankara’da bir memur kapı kapı dolaşmaya başlamış; bugün dernekte, öbür gün vakıfta, ağaların yanında gezip duruyor, icazet istiyormuş. Müdürü de altan alta destek veriyormuş.
Tam o günlerde köye sürpriz bir misafir gelmiş: köyün eski ağası. Köylü, köy girişinde davul zurnayla karşılamış; nereye gitse insanlar etrafında toplanmış. Eski ağaya gösterilen bu ilgi, Küçük eniştenin moralini biraz bozmuş ama o yine de bozuntuya vermemiş.
Sonuçta köyde siyaset değişir mi bilinmez; ama bir gerçek var: Köy kahvesinin hafızası, seçim afişlerinden daha dayanıklıdır. Çünkü köyde herkes her şeyi hatırlar; hele ki ihaleyi, verilen sözü ve yapılmayan yolu… Onlar sandık kapanınca değil, yıllar geçse de kapanmaz.
kocatascelil@gmail.com