Yusuf Mirza Temel

CHP’ den ‘’Saadet’’ e Gidilmemelidir!

A
a
Yaşadıkları davanın doğal neticesi olarak; birtakım şeylerle meşguliyet içinde olan ve bu meşguliyetler esnasında hayatını kaybeden insanlar ile; bugün köşe yazılarında, canlı yayın programlarında, sosyal medya hesaplarında, oturdukları kahvehanelerde, yürüdükleri sokaklarda nutuk savuran sözüm ona aynı davanın yolcuları olduklarını iddia eden tuhaf insanları, ibretle mukayese etmeye çalışsak ta bir neticeye varmak mümkün değildir.
     Kahvemi yudumlarken bir kitapta görüp kahvemi içecek iştahı bile kaçıracak o muazzam korkusuzca söylenen cümlelere gözüm ilişmişti. Hepiniz duymuşsunuzdur muhakkak Deniz Gezmiş’in idam sehpasına giderken haykırdığı son cümleleri, ama yine de konuya açıklık getirmesi hasebiyle söylemeden edemeyeceğim:
     ‘’Ve ben; henüz 24 yaşında varlığını, Türk varlığına armağan ediyorum. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın tam bağımsız Türkiye!’’
     Elbette ki; ülkemizin kritik meseleler ile geleceğini kurtarmaya çalıştığı şu zorlu süreçte tam olarak değinmek istediğim husus ‘’Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın tam bağımsız Türkiye!’’ cümleleridir.
     Etrafımdaki insanlar tabiri caizse; benim, ‘’Deniz Gezmiş’’ sempatimin olmadığını bilirler. Ama verdiğim bu örnek, ilk paragrafta da değinmek istediğim ‘’mukayese’’ açısından önem arz etmektedir. Deniz Gezmiş der demez kafanızda ‘’Sevimli bir Sn. Kemal Kılıçdaroğlu portresinin’’ belirdiğini tahmin edebiliyorum. Blok oylarının üstüne hiçbir şey ekleyememiş, hatta neredeyse CHP tarihinde ilk defa blok oylarının altına düşmeye yüz tutmuş ana muhalefet partisi liderinden bahsediyorum.
     Bugün Deniz Gezmişin parkalı fotoğrafını sosyal medya hesaplarından paylaşıp üstüne de vecizeler yazmayı unutmayan, Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı son mektubu ceplerinde taşıyan, Deniz Gezmiş’in ‘’devrim’’ diye nitelendirdiği yenilik hareketine inanan CHP tabanının kendilerini bir özeleştiriye tabi tutup, Deniz Gezmiş’e olan vefa borçları ile Kemal Kılıçtaroğlu arasında git-geller yaşamadan bir seçim yapmaları gerekmektedir. Çünkü; Deniz Gezmiş, bugün gündemimizde olan ‘’Yeni Anayasa ve Başkanlık’’ sistemine evet demeyecek olsa bile inanın bana ‘’Kemal Kılıçtaroğlu’’ na da evet demezdi. Ki; ben inanıyorum ki Deniz Gezmiş, bugün mevcut olan anayasanın ve parlamenter sistemin ülkemizin ‘’tam bağımsızlığı yolunda’’ bize vurulmuş pranga olduğunu anlardı. Tabi sözüm ne Sosyalist olabilmiş ne de Kemalist kalabilmiş yarı Sosyalist – yarı Kemalist solculara. İşin bir de tam olarak Kemalist kalabilmiş kısmı var…
     ‘’Sol’’ düşüncelerin oluşumunu biliriz. Fransa’da ihtilal sonrasında yapılan bir toplantıda yenilik isteyenlerin sola, geleneklere bağlı kalmak isteyen statükocu insanların da sağa oturmasıyla sağ ve sol olmak üzere enteresan bir niteleme haline gelmiş bu iki görüş bizim ülkemizde, dünyada anlaşılanın tam tersidir.
     ‘’Ama bu nasıl olur?’’ diye geçirmeden siz zihninizden, anlatmaya koyulayım:
     Dünyada anlaşılan ‘’Solcu’’ düşüncenin temelini ‘’Yenilik’’ oluşturur, ‘’Sağcılık’’ fikrinin temelini de ‘’Geleneği Koruma’’ oluşturur.
     Bizim ülkemizde ise;
Solcuların %80 ‘ini Kemalistler oluşturur. Kemalistler ise; yıllar önce yönetim sistemini değiştirerek bir devrim yaptılar ve bu vesile ile yeni sistemi korumayı kendilerine vazife bildiler. Dolayısıyla, Sağcılar da bunun aksine bu sisteme razı gelmeyerek yeni çareler aramaya başladılar. Bu şekilde dönen kısır döngü zamanla bize gösterdi ki; solcular ‘’Statükocu’’, sağcılar da bunun tam tersine ‘’Yenilikçi’’ oldular. İşte tam da bu noktada ‘’Kemalistlerin’’, bağımsız, prangasız bir Türkiye’nin değil de bunun aksine mevcut sistemin aşığı ve koruyucuları olduğunu söylemek abes olmayacaktır. Bakmayın siz Kemalistler’ in ağız dolusu söylemlerine ve fularlı zihniyetlerine. Kim aç kalmış? Kim açıkta yatmış? Hangi ülke, hangi ülkeyi tehdit etmiş? Hatta hangi ülke Emperyalist, hangi sistem Kapitalist? Soruları onlar için mühim değildir. Onlar için mühim olan ve asıl olan sadece ‘’Sistem, bizim sistem mi?’’ sorusudur. Sanırım referandumdan ‘’Evet’’ çıkacağını kabullenmeyişleri de bundan.
    Yine de her şeye rağmen bu tutarsızlıkları, en azından sadece CHP’ de görmeyi arzu ederken karşımıza Saadet Partisi’nin kafası karışık yöneticileri çıkmaz mı? Elbette çıkmaması lazım, ama çıktılar. Tabii liderine bağlı bir parti olan Saadet Partisi’ ne ve tabanına saygı duymaktayız. Ama Necmettin Erbakan’ın dediklerinin, yaptıklarının ve istediklerinin keza ideallerinin değil de iktidarın dediğine muhalefet olmanın derdine düşmüşlerdir. Bu yüzden de sadece Necmettin Erbakan’ a ödenmesi gereken vefa borçlarının olduğunu hatırlatarak Necmettin Erbakan’ın Milli Nizam Partisi programından ifadeleri ile bitireceğim yazıyı:
 
‘’İcra organının daha kudretli olması ve süratli çalışabilmesi için reis-i cumhurun tek dereceli olarak halk tarafından seçilmesi ve icrai organın düzeninin, başkanlık sistemine göre tanziminin yapılması gerekmektedir.’’
 


1000
icon
kardeşimsin sen benim 5 Mayıs 2017 10:24

yeni yazılarını bekliyorum..................

0 1 Cevap Yaz
Mehmet ÖĞÜT 16 Şubat 2017 16:01

Çok teşekkürler Arkadaşım yine o muazzam şair ve yazar ruhunla bizi aydınlattın.SUSMA :::KONUŞŞ

0 1 Cevap Yaz
Vahit ÖĞÜT 13 Şubat 2017 13:31

Değerli kardeşim siteye her girdiğimde acaba yeni yazısı var mı diye kontrol ettiğim yazarlardansın. yine aynı heyecan ve istekle okudum yazdıklarını ve yine kalemini çekinmeden korkmadan kullanmanı takdir ettim. ( bu düşüncelerimi kendime "Acaba yakınım olduğu için tarafsız kalamıyor muyum yazdıklarına ?" sorusunu sorarak değerlendirdim ve objektif olduğum kanaatine vardım). fakat yazılarından yana ufak bir çekincem var. Şöyle ki her yazının giderek daha genel ifadeler içerdiğini görmekteyim. Zira bu yazında gerek sağcılıkla alakalı gerekse solculukla alakalı genel ifadeler kullanmışsın. Bu yorum ile düşünmeni diliyor diğer yazını da dört gözle bekliyorum

0 1 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Çelikhan'ın en önemli sorunu nedir?

duyurular DUYURULAR
arşiv HABER ARŞİVİ