: Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ

Celil Kocataş

12-04-2026 17:32

:
Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak
Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğiyle ödeyeceğini sandı. Oysa bugün geldiğimiz nokta, çok daha derin bir toplumsal kırılmanın eşiğidir: Artık sadece doğa değil, şehirlerin asıl can damarı olan sokaklar da güvenli ritmini kaybetti. Bugün sokağa çıkmak, birçokları için huzurlu bir yürüyüş değil, her köşebaşında pusuya yatmış bir "belirsizlik" ile yüzleşmektir.
Sabahın alacasında rızkının peşine düşen bir emekçinin adımlarındaki o gizli tedirginlik, okul yolundaki bir çocuğun her köşebaşında yavaşlayan ürkekliği ya da akşamüstü bir mahalle parkında nefes almak isteyen bir yaşlının bozulmuş huzuru… Bunlar basit huzursuzluklar değil; bir kentin sakinlerine vaat ettiği en temel mukavele olan “güven duygusunun” iflasıdır. Sokak, toplumsal düzenin en berrak aynasıdır; ancak bugün o aynada gördüğümüz tek şey, kontrolsüzce büyüyen bir güvenlik zafiyetidir.
Son yıllarda bu meseleyi konuşurken asıl yarayı görmezden gelmeyi "nezaket", çözümsüzlüğü ise "merhamet" sanmaya başladık. Kâğıt üzerinde parlatılan formüller, sahadaki sert gerçekliğin duvarına çarpıp dağılıyor. Karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir hayvan sevgisi tartışması değildir; bu, artık her gün bir başka ilçeden gelen saldırı haberleriyle, parçalanan hayatlarla ve sarsılan kamu düzeniyle bir kamu güvenliği davasıdır. Meseleyi sosyal medyada romantize edilecek kadar pembe göremeyiz. Çünkü sokağın ortasında savunmasız bir çocuğun karşı karşıya kaldığı o hırçın sürü psikolojisi, hiçbir ideolojik tartışmayla hafifletilemez. Gerçeklerin çıplaklığıyla yüzleşmek zorundayız: Kontrolsüz popülasyon, kontrolsüz tehlikedir.
Önümüz yaz. Sıcaklar bastırdığında, su ve gıda kaynakları daraldığında şehir içi ekosistem daha da hırçınlaşacaktır. Sokaktaki gerilimin tırmanması, çözümün ertelenemez bir zorunluluk olduğunu yüzümüze bir tokat gibi çarpacaktır. Bu yüzden; sloganların gürültüsüne değil, bilimsel verilerin ışığına ve tavizsiz bir "devlet aklına" ihtiyacımız var.
Şimdi sormak gerek: Kentin sahibi kimdir? Cevap, duygusal kavgaların ötesinde saklıdır: Şehir, içinde nefes alan her canlının birbirinin hakkına ve güvenliğine tecavüz etmeden var olabildiği bir alandır. Ne korkunun hüküm sürdüğü bir sokak düzenine razı gelebiliriz ne de başıboşluğun getirdiği bu amansız kaosa.
Çözüm; modern barınakların inşasından ödünsüz kısırlaştırma programlarına, yerel yönetimlerin gerçek sorumluluk üstlenmesinden yasal düzenlemelerin ciddiyetle uygulanmasına kadar her adımın kararlılıkla atılmasıdır. Aksi halde kutuplaşma derinleşir, tartışmalar çirkinleşir ve bugün çözmediğimiz her saldırı, yarın daha kronik bir yara olarak toplumun vicdanına saplanır.
Sonuç olarak; sokakların gerçek sahibi ne korku olmalıdır ne de kontrolsüzlük. Gerçek sahiplik; düzenin, güvenin ve o yitirdiğimiz huzurlu "ortak yaşamın" kendisidir. Bu dengeyi yeniden kurana, sokakları yeniden güvenli kılana dek; ne vicdanlar rahat edecek ne de şehirler...

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir felaketin uzayan gölgesi 01-01-1970 03:00 Kaysı,saglık,çimento 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç 01-01-1970 03:00 Merhaba 01-01-1970 03:00