Tek kelime ,Irmak Öğretmen Öldü!

Celil Kocataş

15-06-2026 06:28

Haber bültenleri o bildik, ruhsuz ve mekanik dille son dakikayı geçti: “Öğretmene mobbing uyguladığı iddia edilen müdür görevden alındı.”
​Ve bitti. Perde kapandı. The end.
​Siz öyle sanın. Bir kalemi kırıp, bir koltuğu boşaltıp, bir ismi tabeladan kazıyınca o dosyanın kapandığını sanan o kibirli bürokrasiye, o liyakatsiz çarkın dişlilerine avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum: Olay bitmedi, asıl trajedi şimdi başlıyor!
​Çünkü gencecik, 25 yaşında idealist bir fidan, Irmak Ayşe Koparan, artık yok. Sizin o kağıt üzerindeki süslü "idari tasarruflarınız", o "soruşturmanın selameti" adı altındaki hantallığınız, gencecik bir kadının nefesini geri getirmeyecek.

​Okul dediğin yer vicdanın, adaletin, merhametin kalesidir. Ama Ağrı’dan yükselen o feryat, okulların nasıl birer ego zindanına, nasıl birer liyakatsizlik cehennemine dönüştürüldüğünü yüzümüze bir tokat gibi çarptı.
​Suçu neydi Irmak öğretmenin? Farklı düşünmek mi? Hayır, suçundan daha ağır bir erdemi vardı: Çocukları korumak.
​Bir okul müdiresinin küçücük çocuklara uyguladığı şiddete karşı durdu, "Burada bir zulüm var!" dedi, sesini yükseltti. Peki, o çok övündüğünüz sistem ne yaptı? O idealist kadının arkasında durup o zorbalığı defetmek yerine, o koca koca idareciler, o makam sevdalıları bir araya gelip zorba müdireye kalkan oldu!
​Dilekçeler yazdı Irmak, feryat etti, "Beni eziyorlar" dedi. Duymadınız. Görmediniz. Kulaklarınızın üzerine yattınız, körü oynadınız. Çünkü sizin sisteminizde makam sahibinin haksızlığı, sözleşmeli bir öğretmenin haklılığından her zaman daha kutsal sayıldı!
​Hak aramanın, çocukları korumanın bedeli ne oldu biliyor musunuz? Tam 80 kilometrelik bir sürgün! Kulaklarımda yankılanıyor ablasının o kahreden isyanı: "Göz göre göre eziyet çektirdiler."
​Kısıtlı maaşıyla her gün yollara düşen, günde 3 bin lira taksi parası ödemek zorunda bırakılan, hem maddi hem manevi olarak duvarlara çarptırılan bir öğretmen... Son günlerinde odasına kapanıp sürekli ağlayan, yalnızlığa, çaresizliğe mahkum edilen bir can.
​Ve arkada kalan o 9 dakikalık dehşet ses kaydı... Bir insanın haysiyetiyle nasıl oynandığının, odalardan nasıl kovulduğunun, "Çingene, geri zekalı, sende aşağılık psikolojisi var" denilerek nasıl aşağılandığının kan donduran kanıtı. Mobbing dedikleri şey, işte bu kadar vahşi, bu kadar organize bir cinayettir! Yüksek sesle bağırıp çağırmak değil; insanı yavaş yavaş, nefesini keserek, yalnızlaştırarak, değersizleştirerek hayattan koparma sanatıdır.
​Bazı Kayıpların Ardından Gelen En Ağır Cümle: "Keşke..."
​Şimdi soruyorum o koltuklarında rahat oturanlara: Bir insan sesini duyurmak için daha ne kadar ölmek zorunda? Kurumlarınızın başarısı, çalışanlarınızı susturmanızla, onları ezmenizle mi ölçülüyor? Farklı düşünenin, yanlışa "dur" diyenin kafasını kopardığınız bu düzen, çocuklara hangi adaleti öğretecek?
​Bugün Türkiye bu skandalla çalkalanıyor olabilir. Yarın gündem değişecek, o müdürün yerine bir başkası atanacak, koltuklar yine dolacak. Ama sessizce tükenenlerin, göz göre göre ölüme itilen Irmakların hesabı bu dünyada da, öteki dünyada da kapanmayacak.

​Bazı kayıpların ardından geriye sadece tek bir kahredici cümle kalır: “Keşke daha önce görülseydi.”
​Siz görmediniz. Siz sustunuz. Siz korudunuz. Şimdi o görevden alma kağıtlarınızı alın ve o liyakatsiz düzeninizin üzerine örtün. Çünkü çocukları korumaya çalışanların kendini koruyamadığı, doğrunu söyleyenin sürgün edildiği bu düzende, kaybeden sadece gencecik bir öğretmen değil; bu ülkenin geleceğidir, vicdanıdır! Size gore The End

DİĞER YAZILARI Taksitli Memleket: Satılan Taşınmazlar, Ertelenen Borçlar ve Kâğıt Üzerindeki Refah 01-01-1970 03:00 Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma 01-01-1970 03:00 Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 : Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir felaketin uzayan gölgesi 01-01-1970 03:00 Kaysı,saglık,çimento 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç 01-01-1970 03:00 Merhaba 01-01-1970 03:00