Muhtar adayları adeta gövde gösterisi yarışına girmiş. Eski muhtarın köye dönmesinden sonra, mevcut adaylara bir hâller olmuş. "Beni karşılayan kalabalık, seni karşılayandan daha fazla" yarışı başlamış. Köylü ise artık durumdan bıkmış: "Hizmet yok, kuru kalabalık çok; laf çok ama iş yok" demeye başlamış.
Adaylar kahvede oturup, "Ben geçen ay şunları yaptım," diye anlatmaya koyulmuş. Yetmemiş, bir de çığırtkanlara arkalarını yaslamışlar.
Meydanı inleten çığırtkanlar bağırıyor: "Ey ahali! Ben geçen hafta on taziye, beş açılış gezdim. Kırk kişinin elini öptüm, yirmi kişiyle tokalaştım, otuza yakın ev ve dükkân ziyaret ettim. Falanca mektepte konuştum..."
Köyün delisi Höso da daha fazla dayanamamış en sonunda: "Yeter ulan, boş beleş konuşmayın! Siz aday oldunuz olalı köye bir çivi çaktığınız yok. Anca bıdı bıdı edip duruyorsunuz!" diye isyan bayrağını açmış.
Karşı köy de en az burası kadar karışık. Fakat oranın muhtar adayları şimdilik "bekle-gör" politikasına geçmiş durumdalar.
Geçtiğimiz günlerde vefat eden eski ağalardan Mahmut Hoca’nın taziyesi bile, taziyeden ziyade bir siyaset meydanına dönmüş. Her köşede başka bir hesap, başka bir fısıltı, başka bir kulis...
Bu arada köye yeni atanan ilbay göreve başlayınca kapısında uzun kuyruklar oluşmuş. "Hoş geldin" kuyruğu... İşi olan da gitmiş, olmayan da. Özellikle yazar çizer takımı kapıyı hiç boş bırakmamış. İçeride ne anlatıp ne üfledikleri ise köyde büyük bir merak konusu.
Ama hiç merak etmeyin… Gelen ilbay sizi zaten çoktan öğrenmiştir. Sizden önce "hoş geldin"e koşanlar, hakkınızda geniş bir brifing vermiştir bile.
Zaten bu köyde yıllardır değişmeyen bir gelenek vardır: Yeni geleni daha adımını atar atmaz karşılar, sonra da oturup köyün bütün ahvalini, dedikodusunu bir bir anlatırlar. Yıllar önce gelen bir ilbay da bunu bizzat kendisi itiraf etmişti:
"Bana kendinizi anlatmayın," demişti, "Ben sizi zaten hepinizden önce, kendi arkadaşlarınızdan tanıdım..."
Eee, ne diyelim; kral öldü, yaşasın yeni kral!
Not: Çeperci, seni de unutmadık...Haftaya