https://www.celikhanhaber.com/files/uploads/user/50bb4b781898459e99c81b050843896b-761d3d3c0510b5b25d77.jpeg
Celil Kocataş

: Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ

12-04-2026 17:32

:
Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak
Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğiyle ödeyeceğini sandı. Oysa bugün geldiğimiz nokta, çok daha derin bir toplumsal kırılmanın eşiğidir: Artık sadece doğa değil, şehirlerin asıl can damarı olan sokaklar da güvenli ritmini kaybetti. Bugün sokağa çıkmak, birçokları için huzurlu bir yürüyüş değil, her köşebaşında pusuya yatmış bir "belirsizlik" ile yüzleşmektir.
Sabahın alacasında rızkının peşine düşen bir emekçinin adımlarındaki o gizli tedirginlik, okul yolundaki bir çocuğun her köşebaşında yavaşlayan ürkekliği ya da akşamüstü bir mahalle parkında nefes almak isteyen bir yaşlının bozulmuş huzuru… Bunlar basit huzursuzluklar değil; bir kentin sakinlerine vaat ettiği en temel mukavele olan “güven duygusunun” iflasıdır. Sokak, toplumsal düzenin en berrak aynasıdır; ancak bugün o aynada gördüğümüz tek şey, kontrolsüzce büyüyen bir güvenlik zafiyetidir.
Son yıllarda bu meseleyi konuşurken asıl yarayı görmezden gelmeyi "nezaket", çözümsüzlüğü ise "merhamet" sanmaya başladık. Kâğıt üzerinde parlatılan formüller, sahadaki sert gerçekliğin duvarına çarpıp dağılıyor. Karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir hayvan sevgisi tartışması değildir; bu, artık her gün bir başka ilçeden gelen saldırı haberleriyle, parçalanan hayatlarla ve sarsılan kamu düzeniyle bir kamu güvenliği davasıdır. Meseleyi sosyal medyada romantize edilecek kadar pembe göremeyiz. Çünkü sokağın ortasında savunmasız bir çocuğun karşı karşıya kaldığı o hırçın sürü psikolojisi, hiçbir ideolojik tartışmayla hafifletilemez. Gerçeklerin çıplaklığıyla yüzleşmek zorundayız: Kontrolsüz popülasyon, kontrolsüz tehlikedir.
Önümüz yaz. Sıcaklar bastırdığında, su ve gıda kaynakları daraldığında şehir içi ekosistem daha da hırçınlaşacaktır. Sokaktaki gerilimin tırmanması, çözümün ertelenemez bir zorunluluk olduğunu yüzümüze bir tokat gibi çarpacaktır. Bu yüzden; sloganların gürültüsüne değil, bilimsel verilerin ışığına ve tavizsiz bir "devlet aklına" ihtiyacımız var.
Şimdi sormak gerek: Kentin sahibi kimdir? Cevap, duygusal kavgaların ötesinde saklıdır: Şehir, içinde nefes alan her canlının birbirinin hakkına ve güvenliğine tecavüz etmeden var olabildiği bir alandır. Ne korkunun hüküm sürdüğü bir sokak düzenine razı gelebiliriz ne de başıboşluğun getirdiği bu amansız kaosa.
Çözüm; modern barınakların inşasından ödünsüz kısırlaştırma programlarına, yerel yönetimlerin gerçek sorumluluk üstlenmesinden yasal düzenlemelerin ciddiyetle uygulanmasına kadar her adımın kararlılıkla atılmasıdır. Aksi halde kutuplaşma derinleşir, tartışmalar çirkinleşir ve bugün çözmediğimiz her saldırı, yarın daha kronik bir yara olarak toplumun vicdanına saplanır.
Sonuç olarak; sokakların gerçek sahibi ne korku olmalıdır ne de kontrolsüzlük. Gerçek sahiplik; düzenin, güvenin ve o yitirdiğimiz huzurlu "ortak yaşamın" kendisidir. Bu dengeyi yeniden kurana, sokakları yeniden güvenli kılana dek; ne vicdanlar rahat edecek ne de şehirler...

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Ahlakın Partisi Olmaz Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın 10 ocakta hatırlananlar Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir felaketin uzayan gölgesi Kaysı,saglık,çimento Tekstilde Sessiz Göç Merhaba