https://www.celikhanhaber.com/files/uploads/user/50bb4b781898459e99c81b050843896b-761d3d3c0510b5b25d77.jpeg
Celil Kocataş

Kaysı,saglık,çimento

15-12-2025 09:37

Celil Kocataş

[email protected]

Kaysı, Sağlık ve Çimento: Bir Bölgenin Vicdan Sınavı

Yazıya kaysıyla başladım. Çünkü kaysı, bu coğrafyanın sadece bir ürünü değil; Malatya ve çevresinin alın teri, geçim kaynağı, belleği. Bu yıl yaşanan don felaketiyle zaten ağır yara alan üretici, şimdi bir kez daha mağdur edilmek üzere. Ancak asıl vahim olan, meselenin yalnızca tarımla sınırlı kalmaması.

Sağlık… Bence bu kadar ucuz olmamalı. Birilerinin para kazanması uğruna, bir bölgenin insanlarının sağlıksız bir yaşama mahkûm edilmesi kabul edilemez. Depremin üzerinden bin güne yakın zaman geçti; hala düzelmeyen, onarılmayı bekleyen sayısız sorun varken şimdi bir felaket daha kapıda: çevre felaketi.

Kısaca söyleyelim: Çimento fabrikası. Malatya’nın Yazıhan bölgesine yapılması planlanan çimento fabrikası, kaysının yoğun olarak yetiştiği, geniş tarım arazilerinin bulunduğu bir alanda düşünülüyor. Bu tercih, bir bölge halkının sağlığının ve geleceğinin, “yatırım” adı altında gözden çıkarılması anlamına geliyor. Üstelik ülkemizin hâlihazırda binlerce ton çimento ihraç ettiği bir dönemde, yeni bir “zehir kaynağına” gerçekten ihtiyaç var mı?

Çimento fabrikalarının bacalarından çıkan tozların tarımı ve hayvancılığı nasıl etkilediği bilinen bir gerçek. İnce partiküller bitkilerin yapraklarına çöker, fotosentezi engeller, verimi düşürür. Hayvanların ve insanların solunum yollarını etkiler. Peki bunlar hiç mi düşünülmedi? Yoksa birileri yine “yaptık oldu” mu diyecek? Sivil toplum örgütleri neredesiniz? Siyasi partiler, siz neredesiniz? Bir bölge göz göre göre zehirlenirken sessiz kalmak, bu yükün altına girmek değil midir?

Çimento fabrikaları çevreye ve insan sağlığına ne yapar? Yanıtlar ürkütücü ama şaşırtıcı değil. Çimento üretimi, yüksek enerji tüketimi ve kimyasal süreçler nedeniyle ciddi bir hava kirliliği kaynağı. Toz emisyonları, tarımsal üretimi ve hayvan sağlığını olumsuz etkiliyor. Karbondioksit salımı küresel iklim değişikliğini hızlandırıyor; azot oksitler ve kükürt dioksit asit yağmurlarına yol açabiliyor. Cıva, kadmiyum gibi ağır metallerin çevreye yayılma riski ise halk sağlığı açısından büyük bir tehdit.

Bununla da bitmiyor. Gürültü ve titreşim kirliliği yaşam kalitesini düşürüyor; ocak işletmeleri geniş alanları tahrip ederek ekolojik dengeyi bozuyor, su kaynaklarını etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin akciğer kanserine yol açtığını, mesane kanseri riskini artırdığını açıkça ortaya koyuyor.

Çimentonun ana bileşeni olan klinker; silisyum, kalsiyum, alüminyum ve demir oksit içeren hammaddelerin yüksek ısıda pişirilmesiyle elde ediliyor. Bu süreç doğası gereği kirletici. Sonuç ortada: Çimento sanayi hem yerel hem küresel ölçekte çevreyi ve insan sağlığını olumsuz etkiliyor.

Dahası var. ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde çevre ve sağlık kaygıları nedeniyle kapatılan ya da sınırlandırılan çimento tesislerinin, Türkiye gibi ülkelere kaydırıldığı biliniyor. Yani başkalarının istemediği yük, bizim coğrafyamıza taşınıyor.

Bu tablo karşısında sessizlik kabul edilemez. Bu, yalnızca yerel bir çevre itirazı değil; sağlıklı yaşam hakkının, tarımsal üretimin ve şeffaf yönetimin savunusudur. Sivil toplum örgütlerinin ve siyasi partilerin, bir bölgenin göz göre göre zehirlenmesine karşı açık ve net bir duruş sergilemesi gerekir. Kaysıdan sağlığa, sağlıktan geleceğe uzanan bu zincir koparsa, kaybeden hepimiz oluruz.

[email protected]

DİĞER YAZILARI Taksitli Memleket: Satılan Taşınmazlar, Ertelenen Borçlar ve Kâğıt Üzerindeki Refah Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında : Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Ahlakın Partisi Olmaz Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın 10 ocakta hatırlananlar Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir felaketin uzayan gölgesi Tekstilde Sessiz Göç Merhaba