https://www.celikhanhaber.com/files/uploads/user/50bb4b781898459e99c81b050843896b-761d3d3c0510b5b25d77.jpeg
Celil Kocataş

Kazananı Olmayan Bir Sınav

30-03-2026 08:29

Kazananı Olmayan Bir Sınav
Dünyanın farklı köşelerinde, bambaşka niyetlerle uzayıp giden üç ayrı sıra… Görünürde her biri farklı bir telaşın peşinde ama aslında hepsi tek bir hikâyeyi anlatıyor bize: Modern zamanların o yorgun insanlık hâlini.
Bir tarafta İran… Söylentiler muhtelif; kimine göre abartı, kimine göre acı bir gerçek: İnsanlar ellerindeki üç beş parça altını devlete teslim etmek için kuyrukta. Kriz kapıya dayandığında bireysel birikimin yerini kolektif bir kaygıya, belki de çaresiz bir aidiyete bıraktığı o an. Söylenti bile olsa, bir toplumun refleksinin nasıl bir gecede değişebileceğinin en somut, en hüzünlü fotoğrafı bu.
Öte yanda Gazze… Orada sıralar bir yatırım aracına ya da dövize açılmıyor; doğrudan "hayata" açılıyor. Bir parça ekmek, bir lokma umut, bir yudum su için bekleyen anneler, çocuklar… Ayaklarının altındaki çamur mu yoksa kuru toprak mı, bunun hiçbir önemi yok. Çünkü orada mesele kâr-zarar hesabı değil, sadece nefes alabilmek. Açlığın hüküm sürdüğü yerde ekonomi kitapları susar, sadece insanlık konuşur. Ya da konuşması gerekir…
Ve dönüp kendimize bakıyoruz; Türkiye… Kuyumcuların önünde altın fiyatlarındaki en ufak bir oynamayı kollayan o meşhur kuyruklar… Dışarıdan bakınca "yatırım telaşı" gibi görünen bu tablonun altında, aslında derin bir "genel hayat pahalılığı" sancısı yatıyor. Vatandaşın derdi sadece altın biriktirmek değil; derdi, her gün biraz daha eriyen maaşını, market rafında her hafta değişen etiketlere karşı koruyabilmek.
Bugün Türkiye’de asıl "sıra", artık sadece kuyumcuda değil; semt pazarlarının ucuzluk saatinde, indirimli ürün marketlerinin kapısında ve ay sonunu getirme kaygısının gölgesinde bekliyor. Mutfaktaki yangın, pazardaki ateş ve kiraların bel büken ağırlığı; insanımızı yarını güvence altına almak için amansız bir refleks geliştirmeye zorluyor. Bu bir hırs değil, belirsizlik denizinde boğulmamak için tutunulan bir dal aslında.
Üç ülke, üç ayrı gerçeklik ama tek bir ortak payda: Belirsizlik.
Kimi elindekini feda etmek için sırada, kimi hayatta kalabilmek için, kimi ise sadece yarınını kaybetmemek için… Peki, bu tablodan bir "kazanan" çıkar mı?
Aslında bu bir yarış değil. Çünkü kulvarlar eşit değil, dertler aynı değil. Biri açlıkla, biri varoluş kriziyle, biri de her sabah mutfağına düşen zamlarla mücadele ediyor. Böyle bir manzarada "kazanmak" kelimesi bile anlamını yitirip büzüşüyor.
Belki de sormamız gereken asıl soru şu: Bu karmaşanın içinde kim "insan" kalmayı başaracak?
Günün sonunda altın da, ekmek de, ekonomik veriler de bir noktaya kadar… Ama vicdan, işte o her şeyin üstünde. Asıl kazanan; ne kasasını en çok dolduran olacak, ne de en uzun sırada sabırla bekleyen.
Asıl kazanan; bu büyük gürültünün, geçim derdinin o sağır edici telâşının içinde, başkasının acısını hissetmeyi ve kendi vicdanını kaybetmeyen olacak

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında : Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” Ahlakın Partisi Olmaz Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde Büyük Telaş Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın 10 ocakta hatırlananlar Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir felaketin uzayan gölgesi Kaysı,saglık,çimento Tekstilde Sessiz Göç Merhaba