O Ney La!

Celil Kocataş

22-04-2026 20:10

O Ney La!
Bizim köylerde seçim zamanı geldi mi; öyle sandık kurulup oy atılan sıradan bir iş olmaz, resmen ortalık toz duman olur. Herkesin gözü döner, aklı karışır, dost düşman birbirine girer. Dün selamı sabahı kesmiş adamlar, bugün kol kola gezmeye başlar; işte yine öyle bir zamandan geçiyoruz. Hatta öyle ki insan bakınca, “Bu bir muhtarlık seçimi mi yoksa memleketin kaderi mi tayin ediliyor?” diye sormadan edemiyor.

Daha düne kadar birbirine kan kusturan, aynı kahvede oturmayan, selamı bile esirgeyen dört muhtar adayı; işler sarpa sarıp gençler sahaya inince birdenbire “Birlik olalım, beraber hareket edelim,” demeye başlamış. Bak sen şu işin cilvesine… Demek ki koltuk sallanınca düşmanlık da unutuluyormuş, eski defterler de kapanıyormuş. Ama köylü de saf değil; herkes görüyor ki bu birlik dedikleri şey dostluktan değil, korkudan doğuyor. Başka köyden gelen hesapçı, “Bende varım!” deyip gezmelerine hız vermiş. Sabah akşam gezip duruyormuş. Bu köyde bunun farklı bir tabiri var da...

Bu sefer pabuç gerçekten pahalı. Çünkü genç adaylar, öyle eskiler gibi sadece kahvede oturup ahkam kesmiyor; kapı kapı geziyor, el sıkıyor, dert dinliyor, bir de üstüne samimi duruyorlar. İşte bu samimiyet var ya, eski kurtların bütün oyunlarını bozuyor. O yüzden esbabçı, kim nerede hata yapar diye delik arıyormuş. Yani hizmet yarışı değil bu; bildiğin açık yakalama yarışı.

Köylü de ayrı bir alem… Ortalık bu kadar karışınca bir kısmı hemen eski muhtarı arar olmuş: “Ah o olsaydı da düzen bozulmasaydı…” diye. Ama eski muhtar çoktan hedefini büyütmüş, “Ben artık ilçeye oynarım,” diyormuş. Yani ortada bir boşluk var ve o boşluk öyle sıradan bir boşluk değil; içine giren kaybolur, çıkabilen de kendini lider zanneder.

Hal böyle olunca köyde yaşayan da gelmiş, yıllardır uğramayan da… Bayramdan bayrama görünenler, yurt dışından gelenler, hatta yolu bir kere düşmüş olanlar bile “Ben de adayım,” demeye başlamış. Sayı öyle artmış ki insan saymayı bırakıyor bir yerden sonra. Herkesin yüzünde bir gülümseme ama o gülümseme öyle içten falan değil; bildiğin “seçimlik” gülüş… Sorsan köy için yanıp tutuşuyorlar ama Kahtalı Mıçı’nın meşhur sözüyle: “O ney la!”

Bir de genç aday var ki o, işin rengini değiştirmiş durumda. Boş konuşmak yerine çalışmaya başlamış, aşiret desteğini arkasına almış, mahallesini toparlamış; yani laf değil, güç biriktiriyor. İşte bu durum karşı köyü de karıştırmış. Orada da işler iyice çığırından çıkmış; aday sayısı elliyi geçmiş, kim kiminle, kim kime karşı belli değil. Tam bir keşmekeş… Hani derler ya “Lastikler karıştı,” diye, aynen öyle.

Ankara’dan gelen genç aday da nabzı yoklamış, köylünün değişim isteğini görmüş, memnun mesut geri dönmüş. Ama eski kurtlar hâlâ sahada… Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, eski numaralarla bu işi götüreceklerini sanıyorlar. Oysa köylü artık eskisi gibi değil; kimin ne olduğunu, kimin ne zaman ortaya çıktığını gayet iyi biliyor.

Ortada öyle bir tablo var ki; yıldırım gibi çalışan var, ağırdan alıp nabza göre konuşan var, herkesin elini sıkıp gönül kazanmaya çalışan var, sessiz sessiz ilerleyen var… Emlakçısından avukatına, esnafından bürokratına kadar herkes bu işin içinde. Hatta gurbetçiler bile “Bir muhtarlık da ben alayım,” derdine düşmüş.

Ama işin en kirli tarafı da şu: Ortada dolaşan o seçim uyanıkları… “Ben şunu tanırım, bunu bağlarım,” diye adayların etrafında dolanıp kendi cebini doldurmaya çalışanlar… Bunlar her seçimin değişmeyen yüzü. Emek vermezler ama en çok onlar kazanmak ister.

Şimdi iki köyde de hava gergin. Gruplaşmalar başlamış, dedikodular almış yürümüş, herkes bir tarafa yamanma derdinde. Ama unutulan bir şey var: Bu köylü sandık başına geldi mi öyle kolay kandırılmaz. O çok güvendikleri eski kurtlukları da o yeni yetme hevesleri de bir anda boşa çıkarabilir.

Velhasıl; bu seçim öyle sıradan bir seçim değil; kimin gerçekten hizmet için geldiğini, kimin sadece koltuk peşinde koştuğunu gösterecek bir imtihan. Ve görünen o ki bu sefer kazanan sadece oy alan değil, köylünün güvenini gerçekten kazanabilen olacak.

DİĞER YAZILARI Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 : Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir felaketin uzayan gölgesi 01-01-1970 03:00 Kaysı,saglık,çimento 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç 01-01-1970 03:00 Merhaba 01-01-1970 03:00