Ben Neyi Savunuyorum?

Celil Kocataş

27-04-2026 08:39

Ben Neyi Savunuyorum?
Ben susmamayı savunuyorum.
Bazıları yazmayı bir meslek sanır. Oysa bazıları için yazmak, susmamaktır. Çünkü bu ülkede susan çoktur, konuşan az; konuşan vardır ama gerçeği söyleyen neredeyse yoktur. İşte ben tam da o boşlukta duruyorum. Ne alkış için yazıyorum ne de bir yerlere yaranmak için. Ben, gördüğümü yazıyorum. Rahatsız olan varsa, mesele yazdıklarım o , gerçeklerdir.
Ben adaleti savunuyorum.
Ama mahkeme salonlarında dağıtılan, dosyalara sıkışmış bir adaleti değil… Sokakta eksilen, pazarda kaybolan, sofrada küçülen adaleti. Çünkü bu ülkede adalet artık sadece bir kelime; içi boşaltılmış, anlamı törpülenmiş bir kavram haline getirildi. Büyükler büyürken küçüklerin ezilmesine “düzen” diyenlere karşıyım ben. Çünkü biliyorum: Bir yerde denge bozulduysa, orada adalet yoktur.
Ben küçük insanı savunuyorum.
Adı manşetlere çıkmayanı, sesi ekranlara yansımayanı… Esnafı, işçiyi, dar gelirliyi. Sabah kepenk açarken borcunu düşüneni, akşam eve dönerken çocuğuna ne götüreceğini hesaplayanı. Çünkü bu ülkede herkes büyük laflar ediyor ama kimse küçük insanların hayatına bakmıyor. Oysa gerçek orada. Hayat orada. Çöküş de, direniş de orada.
Ben gerçeği savunuyorum.
Algıların, manşetlerin, cilalanmış cümlelerin değil… Çıplak, rahatsız edici, bazen sert ama gerçek olanın yanındayım. Çünkü artık yalan, süslenerek doğru gibi anlatılıyor. Medya dediğimiz şey, çoğu zaman gerçeği anlatmıyor; gerçeğin nasıl algılanması gerektiğini öğretiyor. Çünkü doğru bilgi, sadece bilgi değildir; bir sorumluluktur.
Ben vicdanı savunuyorum.
Rakamlarla büyüyen ama insanla küçülen bir ekonomiye karşıyım. Kağıt üzerinde her şey yolundayken, sokakta hiçbir şeyin yolunda olmamasına itiraz ediyorum. Çünkü ekonomi grafiklerden ibaret değildir. Ekonomi, bir annenin pazardan eli boş dönmesidir bazen. Bir babanın çocuğunun gözünün içine bakamamasıdır. İşte o yüzden diyorum ki: Ekonomi insan içindir, istatistik için değil.
Ben sorumlu medyayı savunuyorum.
Çünkü medya sadece haber vermez, yön verir. Ama bugün baktığımızda, yön vermek yerine yönlendiren, bilgilendirmek yerine kışkırtan bir anlayışla karşı karşıyayız. Suçu anlatırken öğreten, felaketi verirken büyüten bir dil… Buna karşıyım. Çünkü her yazılan, her gösterilen bir iz bırakır. Ve o iz bazen bir başka hatanın başlangıcı olur.
Ve en önemlisi…
Ben susmamayı savunuyorum.
Çünkü bu ülkede en tehlikeli şey yanlışlar değil, o yanlışlara alışmaktır. İnsan her şeye alışır derler ya… İşte ben o alışkanlığa karşı yazıyorum. Haksızlığa alışmayalım diye, yoksulluğu normal sanmayalım diye, gerçeğin üzeri örtülmesin diye…
Benim derdim büyük laflar etmek değil.
Benim derdim, küçük insanların büyük derdini anlatmak.
Eğer bir gün bu yazılar birilerini rahatsız ediyorsa, bilin ki doğru yere dokunmuştur. Çünkü gerçek, her zaman biraz rahatsız eder.

DİĞER YAZILARI Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 : Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğ 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 “Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz” 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor? 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu? 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde Büyük Telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu? 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir felaketin uzayan gölgesi 01-01-1970 03:00 Kaysı,saglık,çimento 01-01-1970 03:00 Tekstilde Sessiz Göç 01-01-1970 03:00 Merhaba 01-01-1970 03:00