Yaşayan Efsane,Reis Yaylagül

Sabri Altun

08-10-2012 21:04

Tarih 70 li yıllardır.

Ülke büyük bir kaosa doğru sürükleniyor.

İhtilal meşrulaşana kadar devam edecek bir kaos…

Her akşam istisnasız ölüm haberleri alınıyor, anarşi tüm hızıyla devam ediyor.

Ülke işkence tecavüz ve katliamlardan geçilmiyor.

Sağ sol davası tüm hızıyla sürüyor, insanlar sokak ortasında zımbalanıyor, katiller elini kolunu sallayarak dolaşıyor.

Tüm il ve ilçeler bu atmosferin içinde iken Çelikhan’ın bigâne kalması mümkün olmamalıdır.

Her tarafta bu ateş yanarken neden burada yanmasın ki?

Bunun için basit bir hareket gerekmektedir.

Önce Allah’ı inkâr eden öğretmenler devreye giriyor.

Çünkü Çelikhan dindar bir memleket Çelikhan’ın sağ solla ilgisi yok lakin dine saldırılırsa hareket edeceği muhakkaktır.

Yani Çelikhan’ın hassasiyet göstereceği bir strateji gerekmektedir.

Kaosun mimarları hesabını gerçekten iyi yapmıştır.

Halk öğretmene saldıracak linç edecek ve böylece civar solcular kışkırtılacak ve Çelikhan da bu kaostan nasibini alacaktır.

Her şey beklendiği gibi cereyan ederken hesaplanmayan Çelikhan sağduyusu devreye giriyor, öğretmen Çelikhan’da sözü geçenler tarafında gizlice kaçırılıyor ve tayini Çelikhan’dan kaldırılıyor.

Bu sefer strateji Bulam özerinde farklı bir şekilde uygulanmaya çalışılıyor.

Eğer Bulam’da solcular yürüyüş yapıp Çelikhan’a gelip sloganlar atarlarsa Çelikhan tahrik olacaktır. Zaten psikolojik olarak hazır halde bulunan Çelikhan gençliği mutlaka saldıracak ve olaylar başlanacaktı.

Gel gör ki bu olayda neticesiz kalacaktır.

Çünkü Çelikhan’da icraatın başında “kara fırtına Reis Yaylagül” vardı.

Abubekir Yaylagül Çelikhan belediye başkanıydı.

 Bu kaderin bir hükmüydü.

Çünkü ilahi adalet toplumun karakterine göre yönetici gönderiyordu.

Belki de toplum böylesi bir anarşizme bulaşmayacak kadar mazlumdu.

Eğer seksenli yıllar ve sonrası başkanları olsaydı belki Çelikhan’da da anarşi hortlayacak devlet kendi eliyle anarşizmi başlatacaktı.

Nitekim seksenli yıllarda bir gazetecinin tespitleri doğrultusunda ilk kez “devlet terörü” Çelikhan’da başlamıştı.

Her neyse…

 

Yaylagül olayı duyar duymaz hışımla yerinden kalkar hükümet konağına doğru sert adımlarla giderken hükümet konağına giden yol kavşağında kaymakam beye denk gelir.

Sert ve ürpertici bakışlarıyla ve kendine has üslubuyla:

“Kaymakam bey!”

Kaymakam bey hitabın kavga koktuğunu görünce biraz çekinerek:

-“Buyur sayın başkan”

-“Siz mi Bulama yeni gelen o komünist öğretmenlere izin verdiniz ki yürüyüş yapsınlar?”

“Evet, sayın başkan ben kanunen vermek zorundayım”

-“Öyle mi?

 Peki…

 O zaman sen git onların başına geç bende bütün Çelikhan’ın başına geçeceğim. Kim kime ne yaparsa, kimin anası ağlarsa…”

Deyip gerisin geri hışımla gider ve öfkeyle belediye binasına gelip makamında oturur.

Kafasında neler yapacağını hesaplarken telefon gelir.

Telefonda kaymakam bey vardır:

“Sayın başkanım! Ben verdiğim izni geri çektim müsterih olabilirsiniz.”

Başkanın bu tereddütsüz tehdidi yerini bulmuş bir daha böyle bir olaya kimse yeltenmemişti.

Evet, çağ garip bir çağdı. Ülke 3. dünya ülkelerinden öteye bir yapıdaydı. Ülkenin 50 yıllık bir demokrasi geçmişi olduğu halde 60 ihtilalıyla bir operasyon geçirirken 71 muhtırasıyla narkoza girmişti.

Tabi ki Çelikhan’da bu durumdan nasibini almalıydı.

Ama Çelikhan’ın en büyük şansı belki de sahip olduğu liderleriydi.

Aslında Çelikhan öyle bir zaman diliminden geçiyordu ki ya Şahinlerin devam etmesi lazımdı yahut da Şahinlerden geri kalmayan Yaylagül…

Her ikisinin de özellikleri bir birine  yakındı.

Her ikisi de hem liderlik yapıyordu hem de sahiplik yapıyordu.

Yani sorumlulukları sadece belediye başkalığıyla sınırlı değildi.

Eğer anlatmaya çalıştığım toplumun “hür olma reflekslerini” hesaplamazsak, aslında Çelikhan emin ellerdeydi.

Ayrıca yeri gelmişken bir tespitte bulunmak gerekiyor: Bir manada Çelikhan iki çeşit kanunla yönetiliyordu.

Birincisi devletin koyduğu kanunlar ki bunların başında kaymakamlık ve adliye birimleri vardı, ikincisi geleneksel cemaat kanunları ki bunlarında başında başta Şahinlerin ekolünde gelen ağa karakterli insanlar, Mhedi tope gibi cemaat adamları (ben bunlara söz ağaları diyorum) ve 70’li yıllarda ise bunlara ek olarak bütün kararlılığıyla ‘’Reis’’ Yaylagül vardı.

Hemen hemen devlete hiçbir olay intikal etmiyordu.

Her türlü kavgaya cemaat adamları anında cemaatler oluşturarak müdahale ediyordu.

*           *            *

Sevgili dostlar!

 

Tam bu noktada bir konuyu deşmek istiyorum:

Hani bizim dilimizde şöyle bir tabir var;”bafe ğa kuşt kı bı seri sond bığa”,yani babasını öldürüyor ki adına yemin içsin.

Evet, bizler toplum olarak ve tabii ki çağın gereği olarak bu tür insanları ve ağaları devirdik.

Bunların yerine hep yenilerini getirdik.

Ve mesafeyi o kadar daralttık ve hala daraltıyoruz ki seçtiğimiz başkanlar tamamen halk seviyesinde başkanlar olsun.

Ve modern demokrasinin gereği de budur.

Lakin bir şeyi eksik yapıyoruz.

Eski başkanlar hem liderdi hem de liderliklerin yerini tutuyordu, hem de memlekete sahiplik duygusuyla yetişen ağa gibiydiler.

Dolayısıyla bu gün sadece başkanlarımız oluyor.

Yani lider var fakat liderlikler boş.

Memlekete sahip çıkacak başkanlık sorumluluğundan öteye toplumun dinamiklerini harekete geçirecek, karar verecek ve kararları halk adına tatbik edecek merciler yok.

Bu boşlukları ise halkın kendisi günümüz ve modern demokrasi gereği sivil toplum kuruluşlarıyla doldurması gerekiyor.

İşte bu noktamız eksik.

Yani babamızı öldürdük fakat onun yerini dolduramadık. Küçülmek adına yediğimiz her bir darbe sonucu ancak gidip mezarları başında ağlıyoruz.

Allah aşkına bu gün hangi STK mız bu sorumluluğu yerine getirebilecektir.

Öyle ise bu manaları deruhte edecek mutlak surette liderlikleri oluşturmamız gerekmektedir.

Bu mana ile ilgili size bir örnek vermek istiyorum:

Ormanlık bir bölgenin araziye dönmesi gerekiyordu. Bunun yolu ise o yerin ormanlık vasfının yitirilmesidir. Bu iş için Reis Yaylagül birkaç traktörcüye görev verir. Traktörcüler gidip ormanı keser odunları taşırlar. Reis emrettiği için traktörcüler korkusuzca hareket etmektedirler. Dolayısıyla orman şefliğinden sorumlu bir ormancı bir traktörü yakalar ve traktörünü bağlar.

Traktör sahibi (ismi mahfuzdur) direk reise gelir ve

“reis bey siz bize o ormanı kaldırın dediniz ormancılarda traktörümü yakaladı ben ne yapacağım”

Reis çatık kaşlarıyla;

-“Kim yakaladı?”

-“Efendim felan ormancı”

Reis hemen traktör sahibiyle ormaniyeye gider ormancı odasında masasının başındadır.

Dışarı çıkmasını söyler:

Dışarı çıkınca bütün gazabını üzerine boşaltır ve der:

-“Ben traktör gönderiyorum sende onları yakalarsın ha derhal traktörü bırak” deyip gerisin geri gider.

5 dakika sonra traktör serbesttir.

Evet, bu olay üzerinde düşünecek olursak şöyle bir sonuç çıkıyor:

Bu gün ona benzer bir olayla karşılaşırsak, yani ormanlık vasfının yitirilmesi gereken bir yer olursa günümüz başkanları sadece öneri olarak söylerler.

“yahu gidin şu ağaçları kesin ki orasını imara açalım” ondan öteye her hangi bir yaptırımları olmuyor.

Oysa onlar böyle bir fikir ortaya attılar mı hemen yaptırtıyorlardı.

İşte aradaki fark…

*                 *                *

 Reis Yaylagül’ün genel karakteri ve çağıyla ilgili ana hatlarını verdikten sonra isterseniz asıl meselemiz olan toplumun sosyolojik geçmişine gelelim.

70 li yılların başında artık belirgin hale gelen toplumun kendi kendisini idare etme dürtüsü ortaya çıkınca ve eski sistemden kurtulmanın mümkünlüğünü görünce Alttan alta yeni bir hareketlilik başladı.

Bu hareketliliği başlatan Abubekir Yaylagül’dü.

Yaylagül seçime bir sene kala ev ev bütün Çelikhan’ı gezdi.

Tek sloganı “artık ağalardan kurtulalım” oldu.

Eski liderlere hiçbir şey sezdirmeden yoğun bir propaganda başlattı.

Halkın gerçekten onlardan kurtulmak istediğini biliyordu.

Hasan Gündoğar gerçeği büyük bir ümit ışığıydı.

Yapacağı tek şey halka cesaret vermesiydi.

Ve buna halkı inandırdı.

Cesareti kararlılığı ve mümtaz kişiliğiyle bambaşka bir şahsiyet oluşturmuştu.

Belki kökeni ağalıktan gelmiyordu fakat cömertliği ve şahametiyle ağaları aratmıyordu.

Ve seçim startı verildiği andan itibaren küçük bir ordu oluşturup Çelikhan’ın bütün sokaklarını kontrol altında tuttu.

Adamları sabahlara kadar Çelikhan’ı arşınlıyorlardı.

Halk gerçekten inanmıştı ki bu adam kazansa Gündoğar gibi olmayacaktı.

Her hali ve tavrı rakiplerinden geri değildi.

Zaten Şahinleri devirmenin tek yolu da buydu.

Bütün bunlara ek olarak Çelikhan’ın inanç hassasiyetini de hesaba katıp, Çelikhan’ın hayır diyemeyeceği bir parti olan MSP rüzgârını da arkasına almıştı.

Kısaca formül şuydu: Cesaret-Mantık-Popülarite…

Ve seçim…

Sonuç; halkın zaferiydi.

Belki görünürde Yaylagül kazanmıştı fakat asıl kazanan halk olmuştu.

Kökü derinlerde olan ve her tarafı kaplayan asırlık bir çınar devrilmişti.

Yeni çınarı devirmek pek o kadar zor olmayacaktı.

Nitekim Yaylagülün saltanatı sadece sekiz sene sürecekti.

İhtilaldan sonra Yaylagül bir daha belini doğrultmayacak şekilde bir yenilgi alacaktı.

Şimdi diyeceksiniz ki bu halk bu kadar mı vefasız ki kendisini bir devden kurtaran kahramanına bunu reva görüyor?

Bunun cevabı yaylagülün kendisindedir derim.

Çünkü yaylagül büyük bir akıllılık ve büyük bir cesaretle başkanlığı ele geçirdikten sonra hiç de eski ağaları aratmadı.

Öylesine güçlü bir Reislik portresi çizdi ki diktatörleri aratmayacak türdeydi.

Kendisiyle yaptığım bir röportajda bana anlattığı birçok olayda kafasını bozan insanlara tekme tokat giriştiğini söylemişti.

Karşısında hiç kimse cesaret edip gıkını bile çıkartamıyordu.

Yukarda bahsettiğim bütün olumlu yönlerin yanında bu katı tutumu halkın teveccühünü 10 senede kaybettirmişti.

Gerçekten halkın hür olma dürtüleri, azda olsa diktatörlükle kuşatılmış hakikaten mükemmel de olsa böylesine bir başkanlığı istemiyordu.

Halk artık başında kendi işi olduğunda köle gibi çalıştıracak, herhangi bir toplantıda kendisine hiç değer vermeyen adam yerine koymayan ve en ufak bir yanlışlıkta tekme tokat girişen bir başkan istemiyordu.

Halk artık gerçekten kendi kendisini yönetmek istiyordu.

Bunun için kademe kademe ilerliyordu.

 

 

DİĞER YAZILARI Bebeklerin Gücü.... 01-01-1970 03:00 Devletin inisiyatif gücü 01-01-1970 03:00 “Vurun kahpeye” 01-01-1970 03:00 Ormanda 15 Temmuz 01-01-1970 03:00 Orantısız Kavgalar 01-01-1970 03:00 Orman'da Yeni Düzen! 01-01-1970 03:00 Pralamenter sistem aslında ne demek 01-01-1970 03:00 Bir eseri hiddet… 01-01-1970 03:00 Küffara giden dualarımız. 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Ve Bir Öneri! 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve parlamenterler sistem 01-01-1970 03:00 Panama Leaks ve Bediüzzaman 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum. 01-01-1970 03:00 Bir Devrin Anatomisi 01-01-1970 03:00 İnsanları idare edenlerin gözünü kan bürümüş. 01-01-1970 03:00 Ayrık otları ve yaşlı kadınlar 01-01-1970 03:00 Müslümanlar savaşıyor. 01-01-1970 03:00 Sınırı olmayacak… 01-01-1970 03:00 Alın o sapıkları başınıza çalın 01-01-1970 03:00 SÖZ 01-01-1970 03:00 Allah rızasını düşünen üçüncü şahıslara duyurulur 01-01-1970 03:00 Dilimizi yüreğimizle güçlendirmek… 01-01-1970 03:00 Milenyum nesli ve tenha siyaset 01-01-1970 03:00 Neden Mustafa Bulut… 01-01-1970 03:00 Batının gücü nerden geliyor 01-01-1970 03:00 Sineklerin kartallalra savaşı… 01-01-1970 03:00 Ucb’un böylesi… 01-01-1970 03:00 Kavgayla gelen bir mecburiyet 01-01-1970 03:00 İsrail'in muvaffakiyeti, Müslümanların muvaffakiyetsizliği 01-01-1970 03:00 Kutsal mekânlar hapishane gibi 01-01-1970 03:00 Her karışı Peygamber kokuyor 01-01-1970 03:00 Kudüs Gezisi 01-01-1970 03:00 Hiç büyümeseydim 01-01-1970 03:00 Olimpiyatları alsak ne yazar? 01-01-1970 03:00 Dağ tepeye, tepe kuma dönmesin… 01-01-1970 03:00 Mağlubiyetin sırrı 01-01-1970 03:00 SBS'deki başarının çarpıcı öyküsü. 01-01-1970 03:00 Ey menhus ruh artık titre 01-01-1970 03:00 İftar çadırı ve nesli ati 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve gezi hareketi 01-01-1970 03:00 Belki Garip, Ama Bir Öz Eleştiri 01-01-1970 03:00 Son Osmanlıya son saldırı… 01-01-1970 03:00 Kadınlık onuru 01-01-1970 03:00 Dehlizlerdeki sahte kahramanlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Türkiye’ye sığmıyor. 01-01-1970 03:00 Hangisi daha tehlikeli? 01-01-1970 03:00 Biz Ne Olacağız? 01-01-1970 03:00 Takdir ve İhanet 01-01-1970 03:00 Ne idik, ne olacağız? 01-01-1970 03:00 Mustafa Şahin 01-01-1970 03:00 Bir Liderin Doğuşu 01-01-1970 03:00 Mahmut Şahin 01-01-1970 03:00 Toplumsal refleksler 01-01-1970 03:00 Sükût Ediyorum 01-01-1970 03:00 Gelemeyen Bahar 01-01-1970 03:00 Herkes işine Baksın... 01-01-1970 03:00 Suçlu Benim 01-01-1970 03:00 Ormanın Tarihi Yeniden Yazılıyor 01-01-1970 03:00 Baykuş’un Gözleri 01-01-1970 03:00 Bir Masalım Var 01-01-1970 03:00 Deccal operasyonu mu Kürt sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Eğitim, Toplum Ve İntihar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Ve Kızların Hakkı 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 2 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 1 01-01-1970 03:00 Kelimeler canlanır mı? 01-01-1970 03:00 Kavimler neden helak oldular? 01-01-1970 03:00 Ene ve nefsin serüveni 01-01-1970 03:00 Amerika’yı sömürmek… 01-01-1970 03:00 "mahşeri gördüm" 01-01-1970 03:00 Küre-i Arz Konuşunca... 01-01-1970 03:00 Kim ayvayı yiyecek? 01-01-1970 03:00 Baba mı dediniz? 01-01-1970 03:00 Hangi rejim? 01-01-1970 03:00 Bir Çıkmazın Anatomisi 01-01-1970 03:00 Hayal hakikat arası bir şey 01-01-1970 03:00 Zindandaki delik 01-01-1970 03:00 Yumurta idaresi 01-01-1970 03:00 Hain Köpek 01-01-1970 03:00 Bireyin gücü mü cemiyetin gücü mü? 01-01-1970 03:00 Acıdan söz et bana 01-01-1970 03:00 Bu film burda bitmez 01-01-1970 03:00 Demokratik yağmurlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Net ve TOKİ sürecinde almamız gereken ders 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Veya Mü’min’in Yitik Malları 01-01-1970 03:00 Kaymakamların rolü ve Anadolu Mayası 01-01-1970 03:00 Kaymakamlar Geçidi 01-01-1970 03:00 Düşman içimizde… 01-01-1970 03:00 Kördüğüm Bir Dünya… 01-01-1970 03:00 Yansın Tahrir Meydanı 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum 01-01-1970 03:00 Mahkum adam nasıl hür adam olur? 01-01-1970 03:00 “Hür Adam”la açılan ufuklar… 01-01-1970 03:00 "Yarab hayretimi arttır" 01-01-1970 03:00 Her şey 'kün' de saklı 01-01-1970 03:00 Eyvah Amerika'yı kızdırdık 01-01-1970 03:00 Asrın en büyük eğitim yanlışı 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 2 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 01-01-1970 03:00 Haritaya dikkat! 01-01-1970 03:00 Devlet ve Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Onlar rahmete uçtu ya bize ne olacak? 01-01-1970 03:00 Perde gerisine bakalım bence… 01-01-1970 03:00 En büyük buluşma 01-01-1970 03:00 Yıkılmayan duvarlar (Mutluluğa yolculuk-2) 01-01-1970 03:00 Heni en lekum (Mutluluğa yolculuk) 01-01-1970 03:00 Asya'nın bahtına saplandım 2 01-01-1970 03:00 Şahin Bakışlı adam 01-01-1970 03:00 Hesaplanmayan Hesap 01-01-1970 03:00 Dağdan iniş… 01-01-1970 03:00 Cennette futbol var mı 01-01-1970 03:00 Gerçeğin çizgileri ve bir Ceylan 01-01-1970 03:00 Bayramlar Ve Bazı Adetlerimiz 01-01-1970 03:00 Irmak Ummanda Boğulur 01-01-1970 03:00 Tahrik,yara ve kontr hareketler. 01-01-1970 03:00 Cüruf’a Dikkat 01-01-1970 03:00 Ham Çarık Ve Kıl Çorap 01-01-1970 03:00 Uygun Adım 01-01-1970 03:00 Şimdi Jari Zamanı 01-01-1970 03:00 Ve yeni valimiz... 01-01-1970 03:00