Yansın Tahrir Meydanı

Sabri Altun

02-02-2011 10:40

Yansın yüce dağların başı yansın.
Yansın yiğitliği kalleşliğe yenik düşüren düzen yansın.
Yansın tüm kapitalist sistemler yansın.
Yansın ismini "mübarek"(!) koyan habis ruhlular yansın.
Ve yansın Tahrir Meydanı yansın.

"Hayat bir akşam güneşi,
Batar garipçe garipçe…"

Hayat mı batsın zülüm mü batsın yoksa zulümle devam eden hayatlar mı batsın?
Peki, zülüm işleyen hayatlara ne demeli?
Peki, keklik misali kendi kavmine ihanet eden alçaklara ne demeli?
İslam âlemi kendi münafıkları tarafından yıllar yılı batının kuklası olmuştu.
Bu zulüm, bu ihanet ne zaman bitecek diye her aklı selim mü'min inleyip duruyordu.
Bir ümit bir ışık aranıyordu.
***
Bazen gerçekleri düşündüğümde içimdeki isyan dalgaları büyüyordu.
“Yahu Türkiye de dâhil İslam âleminin yüzde 90 halkı Müslüman olduğu halde neden en azından İslami bir anlayışla bu halklar yönetilmiyordu?”
Bu zülüm, bu işkence ne zaman bitecek?
İslam âlemini kasıp kavuran bu habis ruh ne zaman kahrolacak?
Bundan bir kaç yıl önce bu köşeyi takip edenler bilirler.
Çocukluğumun en büyük kahramanlarından birisi olan "Minyeli Abdullah" ile bir sohbet gerçekleştirmiştim.
Davası için her zamanki gibi çıktığı bir dünya turunda yakalamış zorla bazı bilgiler edinmiştim.
O zaman sorup da yazmadığım sorulardan birisi de kendi ülkesi idi...
“Neden Mısır halkı hak ettiği İslami bir yönetimle idare edilmiyor?”
Bana verdiği cevap ilginçti;
“Oğul peki Türkiye neden hak ettiği idare ile idare edilmiyor. Nasıl ki Türkiye bu durumda ise tüm İslam âlemi aynı durumdadır. Ve hepsinin de ortak suçu Kur'an'a ihanet etmeleriydi.
Üstadımızın ‘rüyada hitabesinin’ tüm geçerli nedenleri tüm İslam âlemi için de geçerlidir. Bu halk sahip olduğu değerlerin kıymetini bilmedi. Nasıl ki Osmanlı ıslama ihanet etti İslami yaşamadı, bir avuç Türkiye kaldı. Aynı şekilde Mısır ve diğer İslam ülkeleri ise Osmanlıya ihanetlerinden dolayı bunca senedir esaret ve sefalet hayatı yaşıyorlar.”
“Peki ne zaman bitecek?”
“Gönül gurbetimiz bitene kadar.”
“Gönül gurbeti”ni o gün tam anlamıyla anlamamıştım.
Ayıp almasın diye de utandığım için sormamıştım.
Gerçekten gönül gurbeti ne idi?
***
Bugün Tahrir Meydanı’nı düşündüğüm zaman ‘gönül gurbeti’ni anlıyor gibi oluyorum.
Tunus’taki halkın çığlığına burada içimdeki çığlıkla dahil olduğum zaman anlar gibi olmuştum.
Daha önce Filistin’de Filistinli çocuğun gözyaşlarıyla boğazımda düğümler oluştuğu zaman biraz hissetmiştim.
Ve bugün Tahrir Meydanında habis ruhlara karşı biriken milyonların yüreğiyle birlikte yüreğimin attığını duyduğum zaman biraz daha anlamaya başlıyorum.
Aynı Allah’a sığınmak, aynı duayı etmek aynı ızdırapla muzdarip olmakmış meğer gönül birliği.
İşte bu duygularla geçen görüşmemizde bana verdiği telefonla Minyeli’yi aradım.
Kesin Tahrir Meydanında olacağını biliyordum.
Telefon epey çaldığı halde cevap vermiyordu.
Israrla çaldım.
Ve nihayet, coşkun, heyecan verici biraz da titrek bir sesle:
“Buyur kardaş!” dedi.
“Ağabey seni merak ettim. Tahrir Meydanında mısın?”
“Tabii ki ordayım. Başka nerde olabilirim ki?”
“Son durumu öğrenmek istedim de.”
Konuşurken mahcuptum.
Neden ben de orda değildim diye…
Sanki içimdekini okumuştu.
“Oğul bir asra yaklaşan ömrüm boyunca hep bu günleri bekledim. Bu günler Mısırlıların günleridir. Bu günler esaret zincirinin kırılacağı günlerdir.”
Coşkun bir sel gibiydi…
***
“Bu günler faklı günler…
Bu günler yep yeni başlangıçlara gebe günler…
Fay hatlarında birikmiş, gazlar çoğalmış basınç üstüne basınç yapmaktadır.
Ortam öylesi bir depreme gebe ki tüm dünyayı etkileyecek bir tesire sahip.”
Minyeli yine hikmet dilini kullanıyor derinlerden konuşuyordu.
“Anlamadım abi?”
 “Ortadoğu’da yüzyıllık bir deprem geciktirilmişti. Batı alemi büyük bir maharetle derinliklerde biriken gazları ufak sızıntılarla geçiştirmiş patlamayı ertelemişti. Aslında amaçları tüm enerjiyi bu şekilde açığa çıkartıp depremleri önlemekti. Fakat kendi hırslarının kurbanı oldular. Elli yıl önce açtıkları delikleri genişletselerdi belki daha da geciktirebilirlerdi.
Oysa insanlık eskisi gibi değil. İnsanlar aydınlandı. Batı dünyanın bu her yönüyle önemli olan coğrafyada kontrollü bir demokrasiyi sunmakta gecikti. Dolayısıyla bu gün batının bütün Ortadoğu stratejileri iflasın eşiğine gelmiştir. Elli yıl önce var olan bu diktatörlerle oradaki halkı idare edebilirdin ama bu gün bunlar yetmez.”

“Peki, abi neden şimdi?”
“Zaten geç kalınmış bir taleptir bu… Bu topluluk asırlık bir açlığın birikmiş sancısıdır… Bu sancı yeni bir dünya ameliyatıyla son bulacaktır. Habis ‘urlar’ kopartılıp atılacaktır. Bu ‘tabakat-ı beşer’ savaşıdır. Diktatörlerin bu savaşı kazanması artık imkânsızdır. Peki, soruyorum sana; Hüsnü zındığı bütün bu kalabalığı öldürecek mi? Hem kimle öldürecek? Bu etrafımızı saran askerle mi? Bu asker eski asker değil. Ona verilecek böyle bir emri ilk önce emir veren kişiye ateş açacaktır. Bunu görüyorum.”
“Abi şimdi derken bu kıvılcımı tetikleyen sebebini öğrenmek istiyorum.”
Bu soruyu sorarken Türkiye’nin rolünü öğrenmek istemiştim. Kendimce bir pay çıkartmak istiyordum.
Cevap verirken güldüğünü hissetmiştim:
“Haa sen Türkiye’ye pay çıkartmak istiyorsun. Bence Türkiye’ye pay çıkartacağına Üstadına pay çıkart. Gerçek cevap Üstadımızın “demokrat misyon” ısrarında saklı. Onun demokrat misyon mantığıyla oturttuğu sosyolojik mantığını anlarsan asıl kıvılcımın o zamandan beri atıldığını göreceksin. O demokrat misyon diyerek tüm ülke halkına kucak açmıştı. Ortadoğu’da ve diğer İslam ülkelerinde bu mantık güdülmedi. Buralarda sadece dinini yaşayanlar birbirleriyle diyalog kurdular. Ortadaki insanları dinsizlerle eşdeğer gördüler. Dolayısıyla ikiyken bir durumuna düştüler. Bunun sonucunda ise bu tür azınlık olan diktatörler batı kâfirinin yardımıyla hepimizi idare ettiler. Bu gerçeği İslam âlemi daha yeni yeni kavradı. Tabi karşılarında demokrat bir Türkiye’yi de bulunca yitirdikleri ümitlerini bulup ayaklandılar. Ha bu konuda Türkiye’nin de çok bedel verdiğini unutma.”

Tam bu noktada birkaç soru daha soracaktım ki telefon kesildi.
Gerçekten dediği gibi bugünkü İslam aleminin uyanışında Bediüzzaman’ın rolü var mıydı?
Bunu anlamak için sanırım gidip “İhvan-ı Müslimin ile Bediüzzaman’ın görüşleri arasındaki fark”ı öğrenmek gerekecek.

İnşallah Mübarek zındığı defolur, Mısır ve diğer tüm İslam ülkelerindeki diktatörler devrilir ve Minyeli ile daha detaylı bir görüşme fırsatını yakalarım.

 

DİĞER YAZILARI Bebeklerin Gücü.... 01-01-1970 03:00 Devletin inisiyatif gücü 01-01-1970 03:00 “Vurun kahpeye” 01-01-1970 03:00 Ormanda 15 Temmuz 01-01-1970 03:00 Orantısız Kavgalar 01-01-1970 03:00 Orman'da Yeni Düzen! 01-01-1970 03:00 Pralamenter sistem aslında ne demek 01-01-1970 03:00 Bir eseri hiddet… 01-01-1970 03:00 Küffara giden dualarımız. 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Ve Bir Öneri! 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve parlamenterler sistem 01-01-1970 03:00 Panama Leaks ve Bediüzzaman 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum. 01-01-1970 03:00 Bir Devrin Anatomisi 01-01-1970 03:00 İnsanları idare edenlerin gözünü kan bürümüş. 01-01-1970 03:00 Ayrık otları ve yaşlı kadınlar 01-01-1970 03:00 Müslümanlar savaşıyor. 01-01-1970 03:00 Sınırı olmayacak… 01-01-1970 03:00 Alın o sapıkları başınıza çalın 01-01-1970 03:00 SÖZ 01-01-1970 03:00 Allah rızasını düşünen üçüncü şahıslara duyurulur 01-01-1970 03:00 Dilimizi yüreğimizle güçlendirmek… 01-01-1970 03:00 Milenyum nesli ve tenha siyaset 01-01-1970 03:00 Neden Mustafa Bulut… 01-01-1970 03:00 Batının gücü nerden geliyor 01-01-1970 03:00 Sineklerin kartallalra savaşı… 01-01-1970 03:00 Ucb’un böylesi… 01-01-1970 03:00 Kavgayla gelen bir mecburiyet 01-01-1970 03:00 İsrail'in muvaffakiyeti, Müslümanların muvaffakiyetsizliği 01-01-1970 03:00 Kutsal mekânlar hapishane gibi 01-01-1970 03:00 Her karışı Peygamber kokuyor 01-01-1970 03:00 Kudüs Gezisi 01-01-1970 03:00 Hiç büyümeseydim 01-01-1970 03:00 Olimpiyatları alsak ne yazar? 01-01-1970 03:00 Dağ tepeye, tepe kuma dönmesin… 01-01-1970 03:00 Mağlubiyetin sırrı 01-01-1970 03:00 SBS'deki başarının çarpıcı öyküsü. 01-01-1970 03:00 Ey menhus ruh artık titre 01-01-1970 03:00 İftar çadırı ve nesli ati 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve gezi hareketi 01-01-1970 03:00 Belki Garip, Ama Bir Öz Eleştiri 01-01-1970 03:00 Son Osmanlıya son saldırı… 01-01-1970 03:00 Kadınlık onuru 01-01-1970 03:00 Dehlizlerdeki sahte kahramanlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Türkiye’ye sığmıyor. 01-01-1970 03:00 Hangisi daha tehlikeli? 01-01-1970 03:00 Biz Ne Olacağız? 01-01-1970 03:00 Takdir ve İhanet 01-01-1970 03:00 Ne idik, ne olacağız? 01-01-1970 03:00 Mustafa Şahin 01-01-1970 03:00 Bir Liderin Doğuşu 01-01-1970 03:00 Yaşayan Efsane,Reis Yaylagül 01-01-1970 03:00 Mahmut Şahin 01-01-1970 03:00 Toplumsal refleksler 01-01-1970 03:00 Sükût Ediyorum 01-01-1970 03:00 Gelemeyen Bahar 01-01-1970 03:00 Herkes işine Baksın... 01-01-1970 03:00 Suçlu Benim 01-01-1970 03:00 Ormanın Tarihi Yeniden Yazılıyor 01-01-1970 03:00 Baykuş’un Gözleri 01-01-1970 03:00 Bir Masalım Var 01-01-1970 03:00 Deccal operasyonu mu Kürt sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Eğitim, Toplum Ve İntihar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Ve Kızların Hakkı 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 2 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 1 01-01-1970 03:00 Kelimeler canlanır mı? 01-01-1970 03:00 Kavimler neden helak oldular? 01-01-1970 03:00 Ene ve nefsin serüveni 01-01-1970 03:00 Amerika’yı sömürmek… 01-01-1970 03:00 "mahşeri gördüm" 01-01-1970 03:00 Küre-i Arz Konuşunca... 01-01-1970 03:00 Kim ayvayı yiyecek? 01-01-1970 03:00 Baba mı dediniz? 01-01-1970 03:00 Hangi rejim? 01-01-1970 03:00 Bir Çıkmazın Anatomisi 01-01-1970 03:00 Hayal hakikat arası bir şey 01-01-1970 03:00 Zindandaki delik 01-01-1970 03:00 Yumurta idaresi 01-01-1970 03:00 Hain Köpek 01-01-1970 03:00 Bireyin gücü mü cemiyetin gücü mü? 01-01-1970 03:00 Acıdan söz et bana 01-01-1970 03:00 Bu film burda bitmez 01-01-1970 03:00 Demokratik yağmurlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Net ve TOKİ sürecinde almamız gereken ders 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Veya Mü’min’in Yitik Malları 01-01-1970 03:00 Kaymakamların rolü ve Anadolu Mayası 01-01-1970 03:00 Kaymakamlar Geçidi 01-01-1970 03:00 Düşman içimizde… 01-01-1970 03:00 Kördüğüm Bir Dünya… 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum 01-01-1970 03:00 Mahkum adam nasıl hür adam olur? 01-01-1970 03:00 “Hür Adam”la açılan ufuklar… 01-01-1970 03:00 "Yarab hayretimi arttır" 01-01-1970 03:00 Her şey 'kün' de saklı 01-01-1970 03:00 Eyvah Amerika'yı kızdırdık 01-01-1970 03:00 Asrın en büyük eğitim yanlışı 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 2 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 01-01-1970 03:00 Haritaya dikkat! 01-01-1970 03:00 Devlet ve Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Onlar rahmete uçtu ya bize ne olacak? 01-01-1970 03:00 Perde gerisine bakalım bence… 01-01-1970 03:00 En büyük buluşma 01-01-1970 03:00 Yıkılmayan duvarlar (Mutluluğa yolculuk-2) 01-01-1970 03:00 Heni en lekum (Mutluluğa yolculuk) 01-01-1970 03:00 Asya'nın bahtına saplandım 2 01-01-1970 03:00 Şahin Bakışlı adam 01-01-1970 03:00 Hesaplanmayan Hesap 01-01-1970 03:00 Dağdan iniş… 01-01-1970 03:00 Cennette futbol var mı 01-01-1970 03:00 Gerçeğin çizgileri ve bir Ceylan 01-01-1970 03:00 Bayramlar Ve Bazı Adetlerimiz 01-01-1970 03:00 Irmak Ummanda Boğulur 01-01-1970 03:00 Tahrik,yara ve kontr hareketler. 01-01-1970 03:00 Cüruf’a Dikkat 01-01-1970 03:00 Ham Çarık Ve Kıl Çorap 01-01-1970 03:00 Uygun Adım 01-01-1970 03:00 Şimdi Jari Zamanı 01-01-1970 03:00 Ve yeni valimiz... 01-01-1970 03:00