Milenyum nesli ve tenha siyaset

Sabri Altun

02-05-2014 10:42

          Neden Mustafa bulut-2

 

Aslında bu yazıyı kafamda tasarlarken çok sert bir üslup kullanmıştım.

Zira günü birlik yaşayan ve genlerimize tavşan ürkekliğini zerk ettiren geçmiş zamanların acımasız sahralarında kopup gelen korkunun getirdiği bir sinsilikle hamuru yoğrulan bir siyaset arenamız var.

Belki de ülke olarak demokrasiyi bir türlü hazmedemeyişimizi sebebi budur.

Yani zamanında güçlü insanlar gücü ele geçirirken demokrasi veya cumhuriyet adı altında mutlak bir istibdat dayatmışlar.

Öyle ki bu güçlü insanlar kaybetseler de istediği tahribatı yapmışlar.

Dolayısıyla sıradan vatandaşlar zaman zaman bunlara başkaldırıp iktidarı ele geçirmiş olsalar da hiçbir zaman muktedir olmamışlar.

Hatta öyle bir hal almış ki bu çoğunluk kitle iktidarı ele geçirdikleri zaman daha çok ezilmiş daha çok kayıp vermiştir.

Ülke çapında ihtilallar buna örnek teşkil ederken Çelikhan gibi yerlerde çeşitli kundaklanmalara ve zorbalıklara sahne olmuştur.

Dolayısıyla yüzyıla varan bu döngü Çelikhan gibi bir memlekette halkı ürkekliğe sinsiliğe ve buğz’a itmiştir.

Gel gör ki milenyumla birlikte insanlık; teknolojik gelişmeler, iletişim ve bilişim çağının başlamasıyla yepyeni bir kulvara girmiş, zorbalık yerini bilgiye, kaba kuvvet yerini zekâ ve akla bırakmıştı.

Yepyeni sosyal paylaşım alanları doğmuş her kes her şeyi tüm detaylarına kadar öğrenme şansına sahip olmuştu.

Bunun sonucu olarak, patronun ve ağanın oğlu popoloritesini yitirmişi çobanın ve hamalın oğlu sazı ele almıştı.

Kısaca en geçerli paradigma bilgi olmuştu.

Bu yeni ve güçlü akım ülke çapında Ak Parti iktidarını doğurmuş, Türkiye’yi hayal bile edemeyeceğimiz bir noktaya taşırken, Çelikhan bu noktada sekteye uğramıştı.

Bunun faturasını milenyum nesli Mustafa Bulut’a kesmişti.

Hâlbuki 2004’te Mustafa Bulut ikinci kez seçilirken var olan adaylar içinde çağa en uygun lider olarak kabul edilmiş, büyük ümitler bağlanmıştı.

Aslında o dönemde Çelikhan halkı en ideal adamı seçmişlerdi.

Çünkü Mustafa Bulut’un diğer adaylardan birkaç farklı özeliği vardı;

1-Toplumsal reflekslerimiz” başlığında ki daha önce liderlerimizin şahsında Çelikhan’ı değerlendirirken Çelikhan’ın ağalıktan kurtulmak istediğini görmüştük.

Dolayısıyla Mustafa Bulut halkın içinde çıkıp ağaya direk baş kaldıran çeşitli bedeller vererek ağasını deviren fakat ağa duruşu olan tek liderdi.

2-28 Şubat silindiri altında epey ezilen bu toplumda herkesin nerdeyse (özellikle resmi zevat)  verilebilecek bütün tavizlerini verdiği bir hengâmede bir yüzbaşıya meydan okuyacak kadar gözü pek oluşu, toplumu yüreklendirmesi açısında önemli bir etken olarak onu ön plana çıkartmıştı.

3-İki defa Türkiye’nin en güçlü siyasi rüzgârını peşine takacak kadar siyasi becerisi olduğuna göre pekâlâ Çelikhan’ı Ak Parti iktidarına paralel bir kalkınma hamlesi yapabilirdi.

Böylece iktidara gelen Mustafa Bulut birebir hizmetlerde iktidarı halkın emrinde başarılı bir şekilde kullanırken, belediye hizmetlerinde tam aksi bir görüntü veriyordu.

İşin özeti şuydu: Zaman milenyum çağıydı lakin belediye yönetim şekli 90’lı yıllara aitti.

Dolayısıyla milenyum nesli onu ağır bir şekilde cezalandırdı.

Bu öyle bir cezaydı ki Mustafa Bulut’u diri diri siyaset mezarlığına gömdüler.

İşte en alıcı nokta burasıdır;

Böylesine ağır bir yengiyi alıp siyaset mezarlığına gömülen bir siyasetçi nasıl oldu da tekrar dirildi?

Nasıl oldu da tekrar belediye başkanı seçildi?

Adeta eksi iki binden çıkıp artı iki bine nasıl yükseldi?

*                  *                        *

 

 

Bu soruları cevaplandırmak için son beş senenin bir nevi kronolojik sürecini gözden geçirmek ve Mehmet Boranın uyguladığı “tenha siyaset” ve bu siyaseti bana göre tam anlamıyla uygulayamayışını irdelemek gerekecektir.

Tenha siyasette birkaç önemli nokta vardır;

 

İnsanları kendisine bağlamakta büyük bir başarı söz konusu iken nihai hedefinde “tek otorite” olmak vardır.

Tek otorite veya tek lider olmak için ise büyük bir güce sahip olmak lazımdır.

Büyük bir güce sahip olmak için ise ya ağa kökenli olmak gerekiyor, yani fıtri bir gücü bünyesinde barındırması gerekli. Ki bunu zaten çağdaş bir zeminde halk istemiyor.

Yahut ta halkın içinde ki potansiyel güçleri bir araya getirip bir sinerji oluşturarak elde edilebilir.

Mehmet Bora zaten bu ikinci maddeyi harekete geçirerek iktidar olmuştu.

 

 

Lakin iktidardan sonra bir seçim yapmak zorunda kalmıştı.

Ya o güçten mahrum kalacak yahut ta kendi otoritesinde tavizler verip gücü elde tutacaktı.

O birinci yolu tercih etti.

Neden bu tercihi yaptığı tartışılabilir bir konudur.

Bana göre tek otorite olma hedefiydi, ona göre ise farklı sebeplerdi.

Fakat bu bahaneler doğru olsaydı sanırım çıkan sonuç böyle olmazdı.

Nitekim doğru bahaneler olmadığı için dağıttığı güç, aleyhine güçlü bir hırs odağı olarak döndü ve kaybetmesinin nedenlerinden biri oldu.

Her neyse buradan o zamana baktığımızda şöyle diyebiliriz ki; çok güçlü bir halde iken, sahip olduğu gücü muhafaza etmeyince, yalnızlaşarak ve gücünü yitirmiş bir siyasetçi olarak memleketi idare etmeye başladı.

Adeta kurtlar sofrasında emaneti kucağına alan bir koyun misali ürkek bir atmosfere girdi.

Böylece memlekette bir otorite boşluğu meydana geldi.

Çelikhan Adıyaman’da, bölgede ve Ankara’da savunmasız bir hale geldi.

Bu arada haddini bilmez bir kaymakamın varlığı ise tek etki alanı olan Çelikhan içinde de etkisini indirince Çelikhan tamamen sahipsizleşmeye başladı.

Evet, bir kaymakam gelmiş önüne gelene hakaret ediyordu.

Önce bütün kurum müdürlerini haşladı hepsini karşısında sus-pus etti.

Yağcılar takımı da buna yardım edip karşı çıkış yerine:”sen en iyisin, kafamıza biraz daha vur ki adam olalım” dediler. Oda bundan cesaret alarak daha çok saldırganlaştı.

Derken esnaflara saldırdı.

Bütün lokantacıları beceriksizlikle suçlayıp, kasaplara;”siz leş yedirtiyorsunuz” diyerek yeme içmesini sürgü’de yapmaya başladı.

Yine sadık yağcılar;” sen en iyisisin “deyince kaymakam daha da diklendi.

Derken muhtarları da haşlamaya başladı.

Huzura gelen muhtarları kale almamakla birlikte gülünç durumlara düşürdü.

Gittiği her birimde;”yakarım, yıkarım yahut ta pencereden atarım” gibi sert laflarla her kesi sindirdi.

Her seferinde sadık yağcılar;”sen kralsın derken buna haddini bildirecek kimse çıkmıyordu.

Tam o süreçte Mehmet Bora beni kendi yerine sosyal yardımlaşma vakfının toplantısına gönderdi.

Toplantıya girdiğim zaman beni görünce ;”başkan nerde?” diye sordu:

Bende “başkan beni görevlendirdi” dedim.

Bunun üzerine kaymakam, iğreti bir tarzda bütün heyetin önünde:

-“Sen git başkan kendisi gelsin” deyip beni azarladı.

Toplantıda beni kovarken işte o zaman kendi dünyamda Mustafa Bulut’un bu memleketin başında olması gerektiğine kani olmuştum.

Çünkü o an iki selüet gözüme ilişmişti.

Bir tarafta Mehmet bora diğer tarafta Mustafa bulut…

Eğer Mustafa bulut beni buraya gönderse ve bu adam böyle dese bende gerekli cevabı vermesem beni dövmekten beter eder ve kendini bilmez bir kaymakama dünyayı dar ederdi.

Oysa şimdi bu adama hak ettiği cevabı versem değil arkamda durması, Mehmet Bora;

“sen bana kalleşlik yapıyorsun. Kaymakamla aramı bozuyorsun.” diyecekti.

Öyle ki ertesi gün sadece kaymakamı iğneleyecek bir yazı yazmıştım. En azında kısık da olsa bir karşı çıkış olsun diye…

Heyhat… Bütün yorumcular kaymakamı tutmaz mı?

Hemen hemen herkes kaymakamı desteklerken, Mehmet bora işin tuzu biberi olacaktı;

Aynı günü mesai bitiminde:”hayrola Sabri bey bu ne kaymakamlık furyası. Sen neyine güveniyorsun?”

İşte o zaman direk soluğu Mustafa bulut’un yanına almıştım.

İşte o zaman bu topluma bir “yürek” gerektiğine inanmıştım.

İşte o zaman Aloğlu ile birlikte bu memleketin haline bakıp kara kara düşünmeye başlamıştık.

Bu ürkeklikle, bu korkaklıkla bu memleket nereye gidecekti.

Bu millet cesaret kaynağını yitirmişti.

Dahası…

Dahasını inşallah bir sonraki yazımızda…

 

Not:Artık yürekli olmanın zamanı gelmiştir.Bütün klavye kahramanlarına sesleniyorum.Adınızla yorumlarınızı yazın.Şundan emin olun ki ne Mustafa Bulut ne Mehmet Bora neden bizler hiç kimseyi öldürmeyeceğiz.ismini yazmayan hiç bir yorumu ne okuyorum nede yayınlarım.

DİĞER YAZILARI Bebeklerin Gücü.... 01-01-1970 03:00 Devletin inisiyatif gücü 01-01-1970 03:00 “Vurun kahpeye” 01-01-1970 03:00 Ormanda 15 Temmuz 01-01-1970 03:00 Orantısız Kavgalar 01-01-1970 03:00 Orman'da Yeni Düzen! 01-01-1970 03:00 Pralamenter sistem aslında ne demek 01-01-1970 03:00 Bir eseri hiddet… 01-01-1970 03:00 Küffara giden dualarımız. 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Ve Bir Öneri! 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve parlamenterler sistem 01-01-1970 03:00 Panama Leaks ve Bediüzzaman 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum. 01-01-1970 03:00 Bir Devrin Anatomisi 01-01-1970 03:00 İnsanları idare edenlerin gözünü kan bürümüş. 01-01-1970 03:00 Ayrık otları ve yaşlı kadınlar 01-01-1970 03:00 Müslümanlar savaşıyor. 01-01-1970 03:00 Sınırı olmayacak… 01-01-1970 03:00 Alın o sapıkları başınıza çalın 01-01-1970 03:00 SÖZ 01-01-1970 03:00 Allah rızasını düşünen üçüncü şahıslara duyurulur 01-01-1970 03:00 Dilimizi yüreğimizle güçlendirmek… 01-01-1970 03:00 Neden Mustafa Bulut… 01-01-1970 03:00 Batının gücü nerden geliyor 01-01-1970 03:00 Sineklerin kartallalra savaşı… 01-01-1970 03:00 Ucb’un böylesi… 01-01-1970 03:00 Kavgayla gelen bir mecburiyet 01-01-1970 03:00 İsrail'in muvaffakiyeti, Müslümanların muvaffakiyetsizliği 01-01-1970 03:00 Kutsal mekânlar hapishane gibi 01-01-1970 03:00 Her karışı Peygamber kokuyor 01-01-1970 03:00 Kudüs Gezisi 01-01-1970 03:00 Hiç büyümeseydim 01-01-1970 03:00 Olimpiyatları alsak ne yazar? 01-01-1970 03:00 Dağ tepeye, tepe kuma dönmesin… 01-01-1970 03:00 Mağlubiyetin sırrı 01-01-1970 03:00 SBS'deki başarının çarpıcı öyküsü. 01-01-1970 03:00 Ey menhus ruh artık titre 01-01-1970 03:00 İftar çadırı ve nesli ati 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve gezi hareketi 01-01-1970 03:00 Belki Garip, Ama Bir Öz Eleştiri 01-01-1970 03:00 Son Osmanlıya son saldırı… 01-01-1970 03:00 Kadınlık onuru 01-01-1970 03:00 Dehlizlerdeki sahte kahramanlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Türkiye’ye sığmıyor. 01-01-1970 03:00 Hangisi daha tehlikeli? 01-01-1970 03:00 Biz Ne Olacağız? 01-01-1970 03:00 Takdir ve İhanet 01-01-1970 03:00 Ne idik, ne olacağız? 01-01-1970 03:00 Mustafa Şahin 01-01-1970 03:00 Bir Liderin Doğuşu 01-01-1970 03:00 Yaşayan Efsane,Reis Yaylagül 01-01-1970 03:00 Mahmut Şahin 01-01-1970 03:00 Toplumsal refleksler 01-01-1970 03:00 Sükût Ediyorum 01-01-1970 03:00 Gelemeyen Bahar 01-01-1970 03:00 Herkes işine Baksın... 01-01-1970 03:00 Suçlu Benim 01-01-1970 03:00 Ormanın Tarihi Yeniden Yazılıyor 01-01-1970 03:00 Baykuş’un Gözleri 01-01-1970 03:00 Bir Masalım Var 01-01-1970 03:00 Deccal operasyonu mu Kürt sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Eğitim, Toplum Ve İntihar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Ve Kızların Hakkı 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 2 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 1 01-01-1970 03:00 Kelimeler canlanır mı? 01-01-1970 03:00 Kavimler neden helak oldular? 01-01-1970 03:00 Ene ve nefsin serüveni 01-01-1970 03:00 Amerika’yı sömürmek… 01-01-1970 03:00 "mahşeri gördüm" 01-01-1970 03:00 Küre-i Arz Konuşunca... 01-01-1970 03:00 Kim ayvayı yiyecek? 01-01-1970 03:00 Baba mı dediniz? 01-01-1970 03:00 Hangi rejim? 01-01-1970 03:00 Bir Çıkmazın Anatomisi 01-01-1970 03:00 Hayal hakikat arası bir şey 01-01-1970 03:00 Zindandaki delik 01-01-1970 03:00 Yumurta idaresi 01-01-1970 03:00 Hain Köpek 01-01-1970 03:00 Bireyin gücü mü cemiyetin gücü mü? 01-01-1970 03:00 Acıdan söz et bana 01-01-1970 03:00 Bu film burda bitmez 01-01-1970 03:00 Demokratik yağmurlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Net ve TOKİ sürecinde almamız gereken ders 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Veya Mü’min’in Yitik Malları 01-01-1970 03:00 Kaymakamların rolü ve Anadolu Mayası 01-01-1970 03:00 Kaymakamlar Geçidi 01-01-1970 03:00 Düşman içimizde… 01-01-1970 03:00 Kördüğüm Bir Dünya… 01-01-1970 03:00 Yansın Tahrir Meydanı 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum 01-01-1970 03:00 Mahkum adam nasıl hür adam olur? 01-01-1970 03:00 “Hür Adam”la açılan ufuklar… 01-01-1970 03:00 "Yarab hayretimi arttır" 01-01-1970 03:00 Her şey 'kün' de saklı 01-01-1970 03:00 Eyvah Amerika'yı kızdırdık 01-01-1970 03:00 Asrın en büyük eğitim yanlışı 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 2 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 01-01-1970 03:00 Haritaya dikkat! 01-01-1970 03:00 Devlet ve Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Onlar rahmete uçtu ya bize ne olacak? 01-01-1970 03:00 Perde gerisine bakalım bence… 01-01-1970 03:00 En büyük buluşma 01-01-1970 03:00 Yıkılmayan duvarlar (Mutluluğa yolculuk-2) 01-01-1970 03:00 Heni en lekum (Mutluluğa yolculuk) 01-01-1970 03:00 Asya'nın bahtına saplandım 2 01-01-1970 03:00 Şahin Bakışlı adam 01-01-1970 03:00 Hesaplanmayan Hesap 01-01-1970 03:00 Dağdan iniş… 01-01-1970 03:00 Cennette futbol var mı 01-01-1970 03:00 Gerçeğin çizgileri ve bir Ceylan 01-01-1970 03:00 Bayramlar Ve Bazı Adetlerimiz 01-01-1970 03:00 Irmak Ummanda Boğulur 01-01-1970 03:00 Tahrik,yara ve kontr hareketler. 01-01-1970 03:00 Cüruf’a Dikkat 01-01-1970 03:00 Ham Çarık Ve Kıl Çorap 01-01-1970 03:00 Uygun Adım 01-01-1970 03:00 Şimdi Jari Zamanı 01-01-1970 03:00 Ve yeni valimiz... 01-01-1970 03:00