"mahşeri gördüm"

Sabri Altun

15-11-2011 11:02

Eskiden beri “mukaddes yolculuk” diye birçok yazı okumuş, birçok televizyon programları izlemiştim. Genel olarak kutsal topraklardaki manevi duygulardan, ilahi mekânlardan bahsedilirdi.

Zaten kaide olarak da özelikle güzelliklerden bahsedilir. Bahsedilmesi de gereklidir. Mamafih her ne kadar zorluklar yaşanmışsa da görevler yerine getirildikten sonra hele hele o yoğun ve ulvi duygular tadıldıktan sonra hiçbir zorluk akıldan kalmıyor. İsterse Kâbe’ye ulaşılana kadar vücudunuz işkence düzeneklerinden geçsin o muhteşem mabedi gördüğünüz an ve her namaz kıldığınız vakit hiçbir şey hatıra gelmez. Hele bir de Kâbe’yi ilk kez görüyorsanız…

Önce şu tespiti yapmak lazım: Hac’ın en önemli özeliklerinden birisi, belki de farz olmasının önemli hikmetlerinden birisi İslam âleminin birbirleriyle kaynaşması, her çeşit insanların aynı mekânda buluşması, Birbiriyle gurur duyması ve mahşer gönünün ufak bir provasının yapılmasıdır.

Şöyle yüksek bir tepeye çıktığınızda sel gibi akan milyonlarca insanın, Kâbe’nin dört tarafında o nazargah-ı ilahiye’ye el kaldırıp hepsinin aynı şeyi istemesinin verdiği güven duygusu bir müminin mutlaka yaşamsının gerekliliğini anlıyor, cenabı hakkın duaların asla çevrilmediği bu mekânda, en uygun şartlarda         yapılan bu yakarışların asla boşa geçmeyeceği gerçeğiyle mutmain olup, Allah’a şükredip, bu muhteşem hakikate vesile olan o Resul-ü Zişan’a salâvat getiriyorsunuz.

Resmi olarak 5 milyon gayri resmi olarak da en az 7-8 milyon insanın Arafat meydanında aynı anda aynı hislerle aynı şeyleri istemesi için dergahı ilahiye’ye açılan ellerin aynı duaya istisnasız her müminin gözlerinden akan gözyaşları eşliğinde amin demesi ve bunun sonucunda ve başta cenabı hak ve sonra Resulü Kibriya’sının müjdesiyle Arafat’ta bütün günahlardan sıyrılıp anasından doğduğu ilk gün gibi her kesin bizzat hissederek yaşaması, yaşanan bütün sıkıntılara fazlasıyla değdiğini kalbinizle ikrar ediyorsunuz.

Gerçekten muhteşem bir hadise…

Yeryüzünde hiçbir din bu kadar insanı böylesi şartlarda bir araya getirmediği gibi, hiçbir dini mabet bu ihtişama sahip olmamıştır.

Öyle sanıyorum ki bu manzarayı sadece Müslümanlar değil, hangi dine ve düşünceye mensup olursa olsun kim görse asla tereddüt etmeden teslim olacaktır.

Görür gibi inanmak bu olsa gerek…  

*

Sağımı solumu tanıdığımdan bu yana babamın İslam’ın şartlarını kulağıma fısıldadığını ve bana ezberlettiğini hatırlıyorum.

Şartları sayarken biriside “hac’a gitmek” ti... 

Ta o yaştan beri hac’a gitmeyi sadece beş maddeden birisi olarak düşünüyor, benden çok uzakmış gibi algılıyordum.

Ayrıca sanki sadece yaşlılara has bir ibadet’ti.

Maddi bir külfeti beraberinde getirdiği için hem zengin olmak hem de yaşlı olmak gerekiyordu.

Bu algı her ne kadar son on yılda biraz kırıldı ise de hala yaşadığım toplumun ekserisinde hâkimdi.

Böylece benim gibi birçok insan, gücü yettiği halde aklına bile getirmiyordu.

Tabi bu yorum başta kendi dünyam ve çevremde gördüğüm kadarıyla geçerlidir.

Çok hassas Müslümanların olduğunu ve gitmek için can atanların bulunduğunu da unutmamak gereklidir.

Kim bilir belki de bu algı ta 1910 dan 1950 yıllarına kadar Türkiye’den hiçbir hacının bu topraklara gelmemesi, yani 1910dan cumhuriyet kurulana kadar savaşlar sebebiyle gidilmemesi cumhuriyetten sonra ise devlet politikası olarak hac yollarının kapatılması sebebiyle oluşmuştur.

Her neyse genel kanı olarak; hani ölümü hatırladığımızda hiçbir zaman kendi üzerimize almadığımız gibi hac farzından bahsedildiği zamana da tıpkı onun gibi sanki bizden uzakmış gibi düşünüp yaşayıp gidiyorduk.

Ta ki bana bir telefon gelene kadar.

Telefonun ucundaki ses kadim dostum Ekrem Bingöl’e aitti;

-“Kardeş! Şirkette boş bir kontenjan vardı adını yazdım hazırlan birlikte hacca gidiyoruz.”

Bu telefon la birlikte bir anda bütün dünyam bütün duygularım değişmişti.

Hesaplarımın arasında hiç yoktu. Havsalam da hiç yoktu. Görünürde hiç yoktu. maddetende en zayıf bir zamanımdı.

Dostum daha önce 5 defa gittiği halde hiç aklına gelmemiştim.

Bu sefer beni çağırıyordu…

 Peki, neden şimdi?

Birden hac duyguları beynime üşüştü;

 

Bu yolculuk “lebbeyk Allahımma lebbeyk” ile başlar.

Yani “buyur Allah’ım buyur”

Öyle ise Allah çağırıyor.

O zaman ne haddime… Eğer o çağırıyorsa durmak ne haddime… Eğer o çağırıyorsa maddi zorluk da neymiş…

O andan sonra her şey farklılaşmıştı.

Bediüzzaman hac farizası en avam bir mümini velayet derecesine çıkartır demişti.

Eğer Allah çağırmışsa o makama ulaşmak demektir.

Eğer Allah çağırmışsa kendi nazargahında kendi evinde seni misafir edecek demektir.

Ona buyur dememek ne haddime…

Sonra sanki kafama bir balyoz inmişti; biz Müslüman’ız Elhamdülillah… Hac ise Müslüman olmanın bir şartıydı.

Sanki ilk kez bu şartın varlığını kabul ediyordum.

Sanki bir uykudan uyanmış gibiydim.

Yahu bir Müslüman için namaz kılmanın mecburiyeti kadar kati olan bir hac farizası da var.

Neden şimdiye kadar hep geri plana itilmişti?

Gerçekten cevap bulmaktan zorluk çekiyordum.

Derken insan zaman zaman çok farklı duyguların atmosferine giriyor.

Hacca gitme ihtimalinden dolayı daha önce yaptığınız birçok masum hatayı bile yapamaz oluyorsun.

Zira haccın sorumluluğunu o andan itibaren taşıyorsun.

Hele hele Allaha misafir olacağını düşününce daha farklı bir şekilde ibadetlere sarılıyorsun.

Velhasıl bambaşka bir insan oluyor bambaşka gözlerle hayata bakıyorsun.

Allahın dostluğunu daha yakından hissediyorsun.

İşte o zaman içinde şöyle bir haykırış geliyor:

Ey dünya! Ey kâinat! Ey melekler! Ben Allahın evine gidiyorum…

Hakikaten bu duyguyu tüm Müslümanların yaşaması gerekiyor.

Rabbim her mümine nasip etsin inşallah…

 

DİĞER YAZILARI Bebeklerin Gücü.... 01-01-1970 03:00 Devletin inisiyatif gücü 01-01-1970 03:00 “Vurun kahpeye” 01-01-1970 03:00 Ormanda 15 Temmuz 01-01-1970 03:00 Orantısız Kavgalar 01-01-1970 03:00 Orman'da Yeni Düzen! 01-01-1970 03:00 Pralamenter sistem aslında ne demek 01-01-1970 03:00 Bir eseri hiddet… 01-01-1970 03:00 Küffara giden dualarımız. 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Ve Bir Öneri! 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve parlamenterler sistem 01-01-1970 03:00 Panama Leaks ve Bediüzzaman 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum. 01-01-1970 03:00 Bir Devrin Anatomisi 01-01-1970 03:00 İnsanları idare edenlerin gözünü kan bürümüş. 01-01-1970 03:00 Ayrık otları ve yaşlı kadınlar 01-01-1970 03:00 Müslümanlar savaşıyor. 01-01-1970 03:00 Sınırı olmayacak… 01-01-1970 03:00 Alın o sapıkları başınıza çalın 01-01-1970 03:00 SÖZ 01-01-1970 03:00 Allah rızasını düşünen üçüncü şahıslara duyurulur 01-01-1970 03:00 Dilimizi yüreğimizle güçlendirmek… 01-01-1970 03:00 Milenyum nesli ve tenha siyaset 01-01-1970 03:00 Neden Mustafa Bulut… 01-01-1970 03:00 Batının gücü nerden geliyor 01-01-1970 03:00 Sineklerin kartallalra savaşı… 01-01-1970 03:00 Ucb’un böylesi… 01-01-1970 03:00 Kavgayla gelen bir mecburiyet 01-01-1970 03:00 İsrail'in muvaffakiyeti, Müslümanların muvaffakiyetsizliği 01-01-1970 03:00 Kutsal mekânlar hapishane gibi 01-01-1970 03:00 Her karışı Peygamber kokuyor 01-01-1970 03:00 Kudüs Gezisi 01-01-1970 03:00 Hiç büyümeseydim 01-01-1970 03:00 Olimpiyatları alsak ne yazar? 01-01-1970 03:00 Dağ tepeye, tepe kuma dönmesin… 01-01-1970 03:00 Mağlubiyetin sırrı 01-01-1970 03:00 SBS'deki başarının çarpıcı öyküsü. 01-01-1970 03:00 Ey menhus ruh artık titre 01-01-1970 03:00 İftar çadırı ve nesli ati 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve gezi hareketi 01-01-1970 03:00 Belki Garip, Ama Bir Öz Eleştiri 01-01-1970 03:00 Son Osmanlıya son saldırı… 01-01-1970 03:00 Kadınlık onuru 01-01-1970 03:00 Dehlizlerdeki sahte kahramanlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Türkiye’ye sığmıyor. 01-01-1970 03:00 Hangisi daha tehlikeli? 01-01-1970 03:00 Biz Ne Olacağız? 01-01-1970 03:00 Takdir ve İhanet 01-01-1970 03:00 Ne idik, ne olacağız? 01-01-1970 03:00 Mustafa Şahin 01-01-1970 03:00 Bir Liderin Doğuşu 01-01-1970 03:00 Yaşayan Efsane,Reis Yaylagül 01-01-1970 03:00 Mahmut Şahin 01-01-1970 03:00 Toplumsal refleksler 01-01-1970 03:00 Sükût Ediyorum 01-01-1970 03:00 Gelemeyen Bahar 01-01-1970 03:00 Herkes işine Baksın... 01-01-1970 03:00 Suçlu Benim 01-01-1970 03:00 Ormanın Tarihi Yeniden Yazılıyor 01-01-1970 03:00 Baykuş’un Gözleri 01-01-1970 03:00 Bir Masalım Var 01-01-1970 03:00 Deccal operasyonu mu Kürt sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Eğitim, Toplum Ve İntihar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Ve Kızların Hakkı 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 2 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 1 01-01-1970 03:00 Kelimeler canlanır mı? 01-01-1970 03:00 Kavimler neden helak oldular? 01-01-1970 03:00 Ene ve nefsin serüveni 01-01-1970 03:00 Amerika’yı sömürmek… 01-01-1970 03:00 Küre-i Arz Konuşunca... 01-01-1970 03:00 Kim ayvayı yiyecek? 01-01-1970 03:00 Baba mı dediniz? 01-01-1970 03:00 Hangi rejim? 01-01-1970 03:00 Bir Çıkmazın Anatomisi 01-01-1970 03:00 Hayal hakikat arası bir şey 01-01-1970 03:00 Zindandaki delik 01-01-1970 03:00 Yumurta idaresi 01-01-1970 03:00 Hain Köpek 01-01-1970 03:00 Bireyin gücü mü cemiyetin gücü mü? 01-01-1970 03:00 Acıdan söz et bana 01-01-1970 03:00 Bu film burda bitmez 01-01-1970 03:00 Demokratik yağmurlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Net ve TOKİ sürecinde almamız gereken ders 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Veya Mü’min’in Yitik Malları 01-01-1970 03:00 Kaymakamların rolü ve Anadolu Mayası 01-01-1970 03:00 Kaymakamlar Geçidi 01-01-1970 03:00 Düşman içimizde… 01-01-1970 03:00 Kördüğüm Bir Dünya… 01-01-1970 03:00 Yansın Tahrir Meydanı 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum 01-01-1970 03:00 Mahkum adam nasıl hür adam olur? 01-01-1970 03:00 “Hür Adam”la açılan ufuklar… 01-01-1970 03:00 "Yarab hayretimi arttır" 01-01-1970 03:00 Her şey 'kün' de saklı 01-01-1970 03:00 Eyvah Amerika'yı kızdırdık 01-01-1970 03:00 Asrın en büyük eğitim yanlışı 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 2 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 01-01-1970 03:00 Haritaya dikkat! 01-01-1970 03:00 Devlet ve Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Onlar rahmete uçtu ya bize ne olacak? 01-01-1970 03:00 Perde gerisine bakalım bence… 01-01-1970 03:00 En büyük buluşma 01-01-1970 03:00 Yıkılmayan duvarlar (Mutluluğa yolculuk-2) 01-01-1970 03:00 Heni en lekum (Mutluluğa yolculuk) 01-01-1970 03:00 Asya'nın bahtına saplandım 2 01-01-1970 03:00 Şahin Bakışlı adam 01-01-1970 03:00 Hesaplanmayan Hesap 01-01-1970 03:00 Dağdan iniş… 01-01-1970 03:00 Cennette futbol var mı 01-01-1970 03:00 Gerçeğin çizgileri ve bir Ceylan 01-01-1970 03:00 Bayramlar Ve Bazı Adetlerimiz 01-01-1970 03:00 Irmak Ummanda Boğulur 01-01-1970 03:00 Tahrik,yara ve kontr hareketler. 01-01-1970 03:00 Cüruf’a Dikkat 01-01-1970 03:00 Ham Çarık Ve Kıl Çorap 01-01-1970 03:00 Uygun Adım 01-01-1970 03:00 Şimdi Jari Zamanı 01-01-1970 03:00 Ve yeni valimiz... 01-01-1970 03:00