Kavimler neden helak oldular?

Sabri Altun

05-01-2012 10:28

Ezeliyet makamında bakmak her şeyi farklılaştırır.
Ezeliyet; geçmiş gelecek ve anı aynı anda görmektir.
Ve Kur’an ezeliyet makamındadır.
Dolayısıyla hazreti Âdemden Resulullah’a kadar ki Kur’an’ın anlattığı insanlık tarihi, yüz yirmi dört bin peygamber ve avaneleriyle beraber cenabı hakkın yetiştirdiği dünya ve ahirete müteveccih üstün insan silsilesiyle birlikte helak olmayı hak eden, ene, nefis ve şeytan üçgeninde ki insan silsilesine baktığımızda şöyle bir hakikat ortaya çıkıyor;
Resulullah’a kadar birçok kıyametler kopmuş…
“Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka toplumlar meydana getirdik.” (Enbiya,21/11).

Normalde insan yeryüzünde hür iradesiyle baş başa serbest bırakıldığı halde Cenab-ı Hak birçok kavmi helak ettiği gibi özellikle Nuh tufanıyla birlikte –genel kanıya göre- yeryüzündeki bütün insanları helak edip insan neslini hazreti Nuh’un gemisindeki birkaç insanla devam ettirmiştir. Kur’an’ın birçok ayetinde anlaşıldığı gibi birçok kavmi yok ederken arkalarında yepyeni bir nesil var etmiştir. (Enam,6/6)

Peki, neden bunca kavim helak olmuştur?
Öyle sanıyorum ki bu soruyu cevaplamanın en iyi yolu ene, nefis ve Marziyat-i İlahiden geçer.
Cenab-ı Hak kâinatı o kadar farklı bir şekilde yaratmış ki sırlarla hazinelerle doludur. Zaten kendisi ve sanatı gizli bir hazinedir. Bu hazinenin açılıp seyredilmesini istemektedir. Hazreti Âdem’i yaratmadan önce ne kadar mahlûk yaratmışsa- ki birisi de İblistir. İbn Arabî’ye göre: İblis Hazreti Âdem’den önce tam bin sene arzın halifesi olarak yeryüzünde dolaşmıştır. (seceretül kevn)- hiç birisi (iblis de dâhil) gizli hazineleri açığa çıkaracak karakterde değildi. Bu sebeple öyle bir mahlûk yarattı ki kâinatın tümünü içinde saklayacak, kâinat içinde kâinat niteliğinde sırlarla dolu bir mahlûkat olacak…
 
"Cenab-ı Hak, insanı, kainata cami bir nüsha ve on sekiz bin alemi havi şu büyük alemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esma-i Hüsnadan her birisinin tecelligahı olan her bir alemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedia bırakmıştır." (İşaratül İcaz: 22)

Şimdi meseleye bu şekilde baktığımızda bu sefer akla şu soru geliyor:
Kâinat sırlarla dolu, insan da sırlarla dolu… Öyle ise bu sırlar neyle açılacak?
İşte bu sırların anahtarı enedir.
 
"Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-i müşkülküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır."
"Âlemin miftâhı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenâb-ı Hak, emânet cihetiyle insana ene nâmında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar ve öyle tılsımlı bir enâniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini [gizli hazineler] onun ile keşfeder. Fakat ene kendisi de gayet muğlâk bir muammâ ve açılması müşkül bir tılsımdır. Eğer onun hakiki mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi, kâinat dahi açılır." (Sözler;495)
 
İşin en garip tarafı ise ene nefse takılmıştır.
Nefis ise yine İbn Arabî hazretlerine göre: Cenab-ı Hak Hazreti Âdemi yaratacağı zaman yeryüzünün her tarafından toprak getirilmesini emretmiştir. Melekler her taraftan toprak getirirken İblis’in bastığı yerlerden de getirdiler. Cenab-ı Hak Âdem’i (a.s) bu toplanmış topraktan yaratırken Hazreti Âdem’in nefsini İblis’in bastığı topraktan yaratmıştır."

Dolayısıyla nefsin her zaman şeytana yenik düşmesi bu sırdandır.
Böyle bir nefse birde ene takılmışsa varın insanın acziyetini ve cehaletini siz hesaplayın.
Zira insan böyle bir emaneti kabul etmiştir.

Gelelim ene ile Allah’ı tanıma kısmına:
Cenab-ı Hakkın sıfat ve esmaları mutlak ve muhittir. Yani sınırsızdır. Yani benzersizdir ve de tekdir.
Oysa bir şeyi anlamamız için zıddını bilmemiz lazım. Mesela aydınlığı bilmemiz için karanlık olmalı.
İşte Cenab-ı Hak (azza ve celle) kendisini gösterecek farazi (teşbihte hata olmasın) bir zıddını ene olarak yaratıp insana takmıştır.

Böylece insan kendi gücüne, kendi kudretine, kendi yeteneklerine bakıp: “Ben bu haneye maliksem Halık’da şu muazzam kâinata sahiptir." der. Ve bir adım sonra; “ben de bu yeteneklerimle onun mülkü isem, onun azameti ne sonsuzdur" diye tamamen kendisini de teslim eder.

Vücudunun çok zayıf olduğunu hiç bir şeyi kaldıracak güçte olmadığını anladığı zaman:
“Nefsini günahlardan arındıran kurtuluşa ermiştir. (Şemsi Sûresi: 9.) müjdesine dâhil olur. Sonra kâinata bu dürbünle bakar nefsine gelen tüm bilgiler bir nura döner. Hikmet olarak kalır. Böylece Ahsen-i takvim mertebesine çıkar.

Peki, ene hikmeti hilkatini unutsa ne olur?
İşte o zaman eyvah!
İşte o zaman “Nefsini günaha daldıran da hüsrana uğramıştır.”(Şems Sûresi: 10.)
İşte o zaman bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyet iş başındadır.
İşte bunun için, Semavat ve Arz ve dağlar dehşetle korkmuşlar ve farazi bir şirkten kaçmışlar.

Çünkü "ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşv ü nemâ bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır, koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel' eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle âdetâ ene olur. Sonra, nevin enâniyeti de bir asabiyet-i neviye ve milliye cihetiyle o enâniyete kuvvet verip, o ene, o enâniyet-i neviyeye istinat ederek, şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübâreze eder. Sonra, kıyas-ı binnefs sûretiyle herkesi, hatta her şeyi kendine kıyas edip Cenâb-ı Hakkın mülkünü onlara ve esbâba taksim eder; gayet azîm bir şirke düşer.”(Sözler)
Artık,"Duyguları, efkârları, kâinatın envar-ı mârifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idâme edecek bir madde bulmadığı için, sönerler." (Sözler)
Artık, "gelen her şey nefsindeki renklerle boyanır."

Nefsindeki renk ise şirktir, Allah’ı inkârdır.
Bütün kâinat parlak ayetlerle dolsa da, ene deki karanlık nokta onları nazarlarda söndürür. Göstermez.
Ve işte böyle bir enaniyetin iflahı mümkün değildir.
Artık bu ene "seciyelerine girmiş ve istidatlarına işlemiş" bir vaziyette bir kavmin şahsı manevisiyle bütünleşince;
"Sonra, bütün bunların ardından kalbiniz yine katılaştı. Sanki taş kesildi, hattâ taştan da katılaştı." (Bakara 74) gerçeğine toslayıp; "Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız." sonucuna varır. (Yunus,10/13)
 
İlahi gazabına uğrayıp helak olmayı hak etmiştir.
Ve işte bu noktada dikkat edilecek husus: "Onlar zaten inanacak değillerdi."
Çünkü bu hale gelen bir kavmin bu tür bir enaniyeti genlerine işleyecek gittikçe nesil katılaşacak tamamen nefsin ve şeytanın emrinde cürm-ü azim-i işleyeceklerdir.
Oysa Marziyat-ı ilahi bambaşka idi.
Onun hazineleri açılacak, onun sırları bilinecekti.
Kendisini, kendisi seyrettiği gibi başkalarının gözüyle de kendisini seyretmek istiyordu.
Ve bu göz ise Resul-u Kibriya’nın gözüydü.
İnsanlığın ona ulaşması gerekiyordu.
O zaman bütün bu bilgiler ışığında şöyle bir yorum getirilemez mi?

Nasıl ki Kehf suresinde Hızır Aleyhiselam bir çocuğu öldürdükten sonra Hazreti Musa’ya hikmetini:
“Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
“Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.” (Kehf:80-81) diye açıklarken olayların ”iç yüzünün” göründüğü gibi olmadığını Halık-ı Kainat’ın anlamadığımız hesaplarının olduğunu gösterdiği misali; en çok değer verdiği ve Ahsen-i takvim suretinde yarattığı insan topluluklarının, nefsi emarenin kusmuğu ve İblisin üflemesiyle “taşdan da katı bir yapıya” dönüşen firavun misal benliklerden doğacak yeni nesillerin çok daha kötü olacağını asla düzelmeyeceklerini bildiği için yok etmiştir.
 

DİĞER YAZILARI Bebeklerin Gücü.... 01-01-1970 03:00 Devletin inisiyatif gücü 01-01-1970 03:00 “Vurun kahpeye” 01-01-1970 03:00 Ormanda 15 Temmuz 01-01-1970 03:00 Orantısız Kavgalar 01-01-1970 03:00 Orman'da Yeni Düzen! 01-01-1970 03:00 Pralamenter sistem aslında ne demek 01-01-1970 03:00 Bir eseri hiddet… 01-01-1970 03:00 Küffara giden dualarımız. 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Ve Bir Öneri! 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve parlamenterler sistem 01-01-1970 03:00 Panama Leaks ve Bediüzzaman 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum. 01-01-1970 03:00 Bir Devrin Anatomisi 01-01-1970 03:00 İnsanları idare edenlerin gözünü kan bürümüş. 01-01-1970 03:00 Ayrık otları ve yaşlı kadınlar 01-01-1970 03:00 Müslümanlar savaşıyor. 01-01-1970 03:00 Sınırı olmayacak… 01-01-1970 03:00 Alın o sapıkları başınıza çalın 01-01-1970 03:00 SÖZ 01-01-1970 03:00 Allah rızasını düşünen üçüncü şahıslara duyurulur 01-01-1970 03:00 Dilimizi yüreğimizle güçlendirmek… 01-01-1970 03:00 Milenyum nesli ve tenha siyaset 01-01-1970 03:00 Neden Mustafa Bulut… 01-01-1970 03:00 Batının gücü nerden geliyor 01-01-1970 03:00 Sineklerin kartallalra savaşı… 01-01-1970 03:00 Ucb’un böylesi… 01-01-1970 03:00 Kavgayla gelen bir mecburiyet 01-01-1970 03:00 İsrail'in muvaffakiyeti, Müslümanların muvaffakiyetsizliği 01-01-1970 03:00 Kutsal mekânlar hapishane gibi 01-01-1970 03:00 Her karışı Peygamber kokuyor 01-01-1970 03:00 Kudüs Gezisi 01-01-1970 03:00 Hiç büyümeseydim 01-01-1970 03:00 Olimpiyatları alsak ne yazar? 01-01-1970 03:00 Dağ tepeye, tepe kuma dönmesin… 01-01-1970 03:00 Mağlubiyetin sırrı 01-01-1970 03:00 SBS'deki başarının çarpıcı öyküsü. 01-01-1970 03:00 Ey menhus ruh artık titre 01-01-1970 03:00 İftar çadırı ve nesli ati 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve gezi hareketi 01-01-1970 03:00 Belki Garip, Ama Bir Öz Eleştiri 01-01-1970 03:00 Son Osmanlıya son saldırı… 01-01-1970 03:00 Kadınlık onuru 01-01-1970 03:00 Dehlizlerdeki sahte kahramanlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Türkiye’ye sığmıyor. 01-01-1970 03:00 Hangisi daha tehlikeli? 01-01-1970 03:00 Biz Ne Olacağız? 01-01-1970 03:00 Takdir ve İhanet 01-01-1970 03:00 Ne idik, ne olacağız? 01-01-1970 03:00 Mustafa Şahin 01-01-1970 03:00 Bir Liderin Doğuşu 01-01-1970 03:00 Yaşayan Efsane,Reis Yaylagül 01-01-1970 03:00 Mahmut Şahin 01-01-1970 03:00 Toplumsal refleksler 01-01-1970 03:00 Sükût Ediyorum 01-01-1970 03:00 Gelemeyen Bahar 01-01-1970 03:00 Herkes işine Baksın... 01-01-1970 03:00 Suçlu Benim 01-01-1970 03:00 Ormanın Tarihi Yeniden Yazılıyor 01-01-1970 03:00 Baykuş’un Gözleri 01-01-1970 03:00 Bir Masalım Var 01-01-1970 03:00 Deccal operasyonu mu Kürt sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Eğitim, Toplum Ve İntihar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Ve Kızların Hakkı 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 2 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 1 01-01-1970 03:00 Kelimeler canlanır mı? 01-01-1970 03:00 Ene ve nefsin serüveni 01-01-1970 03:00 Amerika’yı sömürmek… 01-01-1970 03:00 "mahşeri gördüm" 01-01-1970 03:00 Küre-i Arz Konuşunca... 01-01-1970 03:00 Kim ayvayı yiyecek? 01-01-1970 03:00 Baba mı dediniz? 01-01-1970 03:00 Hangi rejim? 01-01-1970 03:00 Bir Çıkmazın Anatomisi 01-01-1970 03:00 Hayal hakikat arası bir şey 01-01-1970 03:00 Zindandaki delik 01-01-1970 03:00 Yumurta idaresi 01-01-1970 03:00 Hain Köpek 01-01-1970 03:00 Bireyin gücü mü cemiyetin gücü mü? 01-01-1970 03:00 Acıdan söz et bana 01-01-1970 03:00 Bu film burda bitmez 01-01-1970 03:00 Demokratik yağmurlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Net ve TOKİ sürecinde almamız gereken ders 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Veya Mü’min’in Yitik Malları 01-01-1970 03:00 Kaymakamların rolü ve Anadolu Mayası 01-01-1970 03:00 Kaymakamlar Geçidi 01-01-1970 03:00 Düşman içimizde… 01-01-1970 03:00 Kördüğüm Bir Dünya… 01-01-1970 03:00 Yansın Tahrir Meydanı 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum 01-01-1970 03:00 Mahkum adam nasıl hür adam olur? 01-01-1970 03:00 “Hür Adam”la açılan ufuklar… 01-01-1970 03:00 "Yarab hayretimi arttır" 01-01-1970 03:00 Her şey 'kün' de saklı 01-01-1970 03:00 Eyvah Amerika'yı kızdırdık 01-01-1970 03:00 Asrın en büyük eğitim yanlışı 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 2 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 01-01-1970 03:00 Haritaya dikkat! 01-01-1970 03:00 Devlet ve Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Onlar rahmete uçtu ya bize ne olacak? 01-01-1970 03:00 Perde gerisine bakalım bence… 01-01-1970 03:00 En büyük buluşma 01-01-1970 03:00 Yıkılmayan duvarlar (Mutluluğa yolculuk-2) 01-01-1970 03:00 Heni en lekum (Mutluluğa yolculuk) 01-01-1970 03:00 Asya'nın bahtına saplandım 2 01-01-1970 03:00 Şahin Bakışlı adam 01-01-1970 03:00 Hesaplanmayan Hesap 01-01-1970 03:00 Dağdan iniş… 01-01-1970 03:00 Cennette futbol var mı 01-01-1970 03:00 Gerçeğin çizgileri ve bir Ceylan 01-01-1970 03:00 Bayramlar Ve Bazı Adetlerimiz 01-01-1970 03:00 Irmak Ummanda Boğulur 01-01-1970 03:00 Tahrik,yara ve kontr hareketler. 01-01-1970 03:00 Cüruf’a Dikkat 01-01-1970 03:00 Ham Çarık Ve Kıl Çorap 01-01-1970 03:00 Uygun Adım 01-01-1970 03:00 Şimdi Jari Zamanı 01-01-1970 03:00 Ve yeni valimiz... 01-01-1970 03:00