Hain Köpek

Sabri Altun

20-06-2011 13:59

Her köpek saldırmaz her köpek de ısırmaz.

Isıran köpek dişini hiç göstermez.

Ama bir köpek var ki dillere destan: hain köpek.

Hain köpek ise iki dilde sanki iki ayrı manası var.

Türkçede ki karşılığı; benim algıladığım kadarıyla iğrenilerek söylenir.

Adeta aşırı saldırgan, saldırdığı oranda da kindar…

Ama Kürtçe deki karşılığında ise biraz daha yumuşak bir hali var.

kuçki xayin” sanki dost gibi gözüküp fırsat buldukça saldıran.

Öyle ki lafı edildiğinde kızgınımsı bir tebessümle yâd edilir.

Peki, her iki dildeki algıları üzerine toplayan köpekler yok mu?

*                          *          *

Benim bu hain köpeklerle ilgili ilginç bir maceram var.

İşin garip tarafı hala var ya…

Her neyse…

Yıl 1982.

Haziran ayı…

Ailece o sene Malatya’ya rençperliğe gitmişiz.

Ektiğimiz tütün tamamen bozulmuş elle tutulacak hiçbir tarafı kalmamış.

Eğer herhangi bir önlem alınmazsa ailecek, hatta dayımlarla birlikte açlık felaketiyle baş başa kalacağız.

Yaş on sekiz.

Gelecek kapkaranlık. Lakin ümitler sıra dağlar gibi.

Hayata yeni yeni ama sıfırdan başlayacağım.

Anlık ve uzun vadeli hayaller kuruyorum.

Ama önce bu seneyi atlatmak gerekiyor.

Bunun için elime tırpanı alıp dayımın peşine takılıyorum.

Hayatımın ilk ve son tırpan maceralarını yaşayacağım.

Yukarda düzlük bir arazi var oraya gidip buğday dereceğiz.

Rahmetlik dayımla düzlüğe çıktığımız an uzaktan bir havlama sesi duydum.

O yöne baktığımda ne göreyim kocaman bir köpek son surat bize doğru havlayıp geliyor.

O gelişe bakarsanız kesin kes parçalayacak diye insanı bir ürperti sarıyor.

O zaman kadar genel olarak birçok insan gibi köpeklerden hep çekinmişimdir.

Hele böyle saldıranı görünce de ister istemez adrenalin üst seviyeye çıkıyor.

Birden rahmetli dayımın yüzüne bir gülücük gelip kendi tırpanını elime verip son surat köpeğe doğru koştuğunu gördüm.

“Hey dayı dur. Bak bize doğru geliyor. Büyük bir köpek parçalar” diye seslenmeme aldırmadan koştu.

O an eğer olay kameralara çekilseydi filmlerde olduğu gibi bir yandan dayımın son surat koşusu diğer yandan köpeğin havlayarak dişine göre bir av bulmuş gibi kendinden emin saldırışı gözükecekti.

Bir köpeğin saldırısı bir dayımın koşusu derken birden köpek çizgi filmlerdeki gibi öyle bir fren yaptı ki birkaç metre dört ayak özerine kaydıktan sonra durdu ve durmasıyla gerisin geri kuyruğunu indirerek kaçışı bir oldu.

Tabi o an bende de zevkli bir kahkaha…

Hem bu büyük saldırının bu kadar komik bir hale dönmesi hem de içimdeki köpek fobisinin gitmesi benim açımda anlatılmaz bir zevk vermişti.

Eh artık aşırı azgın bir köpeğin dışında hayatım boyunca bir daha köpeklerden korkmayacağımın dersini almıştım.

Köpek korkum gitmişti ama ailecek açlık korkumuz gitmemişti.

Eğer o sene yaz boyu orda kalsak “tırpan” da kurtarmayacaktı.

*                   *               *

Sonunda annem bir gün beni karşısına alıp:

-"Oğul bu sene ekinler böyle bozulduğu için babanın morali de gitti. Adeta hayata küsmüş. Her şeyi bırakıp tamamen Çelikhan’a dönmek de imkânsız. Mecburen sonbahara kadar burada kalacağız. En iyisi sen git sıvacı ustalarının yanına en azında kışlık yakacağımızı temin edersin. Sonra kardeşini de göndereceğim oda lokantacıda çalışacak."

Zaten canıma minnetti.

O kavurucu yazın kavurucu sıcağında kurtulacaktım.

Ertesi gün sabah erkenden yola çıktım.

Malatya Şahnahan'ın uçsuz bucaksız arazileri arasında yürüyordum.

Tenha ve gariptim.

Ama hayallerim benimleydi.

Ailem gelene kadar para kazanmalıydım.

Para özerinde biraz hayal kursam fena olmayacaktı.

Zaten oldum olası en çaresiz zamanlarımda beni ayakta tutan bu tür hayallerim olmuştu.

O gün de yokluk içinde bolluk hayalleri kurarak ekin tarlaları arasında gidiyordum.

Yevmiye 100 liraydı.

3 ay her gün çalışsam toplam 9 bin edecekti.

Ailemin kışlık ihtiyaçları karşılanacaktı.

Annemim mutsuzluğu babamın moralsizliği bir nebze gidecekti.

Bir an başımı kaldırıp, etrafı buğday ve arpayla çevrili toprak yola baktım.

Uzun uzadıya kıvrılıyordu.

Güneş tepemde boynumu yakıyor, alnımda ter boncuk boncuk olmuştu.

Bu uzun yolu ancak hayallerle geçebilirim.

Tekrar para kazanma hayalleri kurdum.

Hayal bu ya; günlük kazancımı arttırıyordum.

Tabi ki mantıklı örgüler kuruyor mantıklı ticaretler yapıyordum.

Bir ara o kadar kazancımı arttırdım ki günlük 5 bine çıkarttım.

Sonra birden durdum.

-"Ağır ol" dedim kendi kendime.

Hayal bile olsa günde 5 bin kazanılmazdı.

-“Bırak bu uçuk hayalleri” diye kendimi azarlamıştım.

Tabi yıllar sonra yaşadığım o zaman diliminin kapitalizm simetrisindeki dev dünyaların dolar milyarderlerini öğrenince ne kadar cüce bir çağın cüce bir devletinde yaşadığımı kavramıştım.

Elin oğlu “dolar milyarderliğinden”  tirliyonerliğe atlarken ben günlük 5 bin liranın hayalinin uçukluğunun hesabını yapıyordum.

5 binin hayali bile uçuk gelirken milyar kazandıklarını nerden bilecektim.

Öylesine devasa ağların kurulduğunu dünyanın en ücra yerindeki bir garibanın bile bunlara para aktardığını hatta kendimin bile bunların hesabına çalışmaya gittiğimi nerden bilecektim.

Global dünyanın Mc donalt vantuzlarıyla yeryüzünün her köşesinde kılcal damarlardan  devasa kalplerine kan pompaladıklarını nerden bilecektim.

Ve 12 Eylül karabasanın tesirinin tüm hızıyla sürdüğü bir zaman diliminde yaşadığımı ve bu tesirin upuzun yıllar süreceğini toplum olarak genlerimizin değişeceğini nerden bilecektim.

Velhasıl 5 binliğin Kaf dağın arkasında olduğu basit bir dünyanın basit hayalleriyle hemhalken arkamda önce bir hışırtı ardında tüylerimi ürperten bir havlamayla zıplamıştım.

Geriye dönüp baktığımda birde ne göreyim dayımla bana saldıran köpeğin bu sefer direk bana doğru geldiğini gördüm.

“Seni tanıyorum” dedim ve dayımdan öğrendiğimi aynen tatbik ettim.

Köpek bana koşarken ben ona koştum. Koşarken elime taşlarda alıyordum.

Sonuçta yine köpek pes edip gerisin geri kaçınca ardından bir iki taş da fırlatmış koca bir köpeği püskürtmenin verdiği hazla yola devam etmiştim.

Kayısı bahçelerinden buğday tarlalarından hayal bineğine binip ne kadar gittiğimi hatırlamıyordum.

Uzun aralıklarla evler vardı.

Herkes kendi arazisinin başında evini yapmıştı.

Şahnahan bir köydü ama bildik manada bir köy değildi.

Kilometrelerce dağılmış bir köydü.

Etrafı büyük bahçe ve tarlalardan çevrili büyük bir evin hizasına geldiğimde, bir de ne göreyim şimdiye kadar gördüğüm en büyük bir köpek zincirle bağlanmış yatıyordu.

Beni görmesiyle saldırması bir olmuştu.

Ürpermemek elden değildi.

Köpek öyle bir saldırdı ki zincir bitene kadar koşması ve zincirin bittiği yerden köpeğin bütün vücudunun havalanıp bir daire çizmesi saldırısının hızını gösteriyordu.

Allahtan zincir kalındı da köpeğin vücudunu taşımış kopmamıştı.

Kim ki ben “köpeklerden korkmuyorum” dese bu köpekten korkmaması biraz fazla delice ve acemice olacaktır.

Defansif bir vaziyet alıp derin bir nefes çekerken tekrar arkamdan bir hışırtı ve köpek havlaması duydum.

Zincirli köpeğin havlamasını yabancısı olmadığım yeni bir köpek havlaması eklenmişti.

Geriye dönüp baktığımda hayretle dona kalmıştım.

Kovduğum köpek buğday tarlasının içinden çıkıp üzerime saldırıyordu.

Kilometrelerce yol aldığım halde o peşimi bırakmamıştı.

Sinsi bir şekilde beni takip etmiş zayıf bir anımda saldırmayı bekliyormuş.

Zincirli köpeğin saldırısını görünce aklınca bunu fırsat bilmiş saldırıya geçmişti.

İşte o an sık sık kullandığımız "hain köpek" tabirini bizzat ve gerçeğinden yaşadığımı görüp:

"vay hain vay " deyip tekrar etraftaki taşları toplayıp karşı saldırıya geçtim.

Bizimki beklediği yardımı görmeyince yine kuyruğunu kısıp gerisin geri kaçmaya başladı.

"sen bir kaç taşı hakkettin” deyip epey peşinden koştum.

Bir daha saldırmaması için bir kaç tane taş vurup tamamen uzaklaştırdım.

Yola devam ederken "hain köpek" tabirinin gerçek boyutunu düşünüp tebessüm ederek yürüyordum.

*                  *             *

Bu gün durup geriye baktığımda "hain köpeğin" sadece gerçek bir köpek saldırısı olmadığını sosyal hayatın içinde her zaman bu tür saldırıların olabileceğini görüyoruz.

 Her insanın aslında bir hayvan karakterini taşıdığını, Bediüzzaman’ın tabiriyle:"iç dışa çevrilirse birçok insanın kurt, ayı, hınzır şeklinde olduğu görülecek" gerçeğini yaşadığımızı göreceğiz.

Ve işte bu tür insanlar fırsat kollarlar kendileri karşınıza geldiklerinde sırıtırlar bire bir asla cesaret etmezler.

Ne zaman ki gündelik hayat gereği bazen kavgalara girdiğiniz an onunda kalabalıklar arasında sizin paçanızdan ısırdığını göreceksiniz.

Gerçi o an hemen durup suratına bir tekme atarsınız ama o yine kaçar dolanır tekrar arkadan saldırır.

Sonuçta tüm kavgaların ortasında dudaklarınızda bazen tebessümle bazen nefretle şu kelimeler dışarı çıkar:

-“Vay hain köpek vay!”

 

 

DİĞER YAZILARI Bebeklerin Gücü.... 01-01-1970 03:00 Devletin inisiyatif gücü 01-01-1970 03:00 “Vurun kahpeye” 01-01-1970 03:00 Ormanda 15 Temmuz 01-01-1970 03:00 Orantısız Kavgalar 01-01-1970 03:00 Orman'da Yeni Düzen! 01-01-1970 03:00 Pralamenter sistem aslında ne demek 01-01-1970 03:00 Bir eseri hiddet… 01-01-1970 03:00 Küffara giden dualarımız. 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Ve Bir Öneri! 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve parlamenterler sistem 01-01-1970 03:00 Panama Leaks ve Bediüzzaman 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum. 01-01-1970 03:00 Bir Devrin Anatomisi 01-01-1970 03:00 İnsanları idare edenlerin gözünü kan bürümüş. 01-01-1970 03:00 Ayrık otları ve yaşlı kadınlar 01-01-1970 03:00 Müslümanlar savaşıyor. 01-01-1970 03:00 Sınırı olmayacak… 01-01-1970 03:00 Alın o sapıkları başınıza çalın 01-01-1970 03:00 SÖZ 01-01-1970 03:00 Allah rızasını düşünen üçüncü şahıslara duyurulur 01-01-1970 03:00 Dilimizi yüreğimizle güçlendirmek… 01-01-1970 03:00 Milenyum nesli ve tenha siyaset 01-01-1970 03:00 Neden Mustafa Bulut… 01-01-1970 03:00 Batının gücü nerden geliyor 01-01-1970 03:00 Sineklerin kartallalra savaşı… 01-01-1970 03:00 Ucb’un böylesi… 01-01-1970 03:00 Kavgayla gelen bir mecburiyet 01-01-1970 03:00 İsrail'in muvaffakiyeti, Müslümanların muvaffakiyetsizliği 01-01-1970 03:00 Kutsal mekânlar hapishane gibi 01-01-1970 03:00 Her karışı Peygamber kokuyor 01-01-1970 03:00 Kudüs Gezisi 01-01-1970 03:00 Hiç büyümeseydim 01-01-1970 03:00 Olimpiyatları alsak ne yazar? 01-01-1970 03:00 Dağ tepeye, tepe kuma dönmesin… 01-01-1970 03:00 Mağlubiyetin sırrı 01-01-1970 03:00 SBS'deki başarının çarpıcı öyküsü. 01-01-1970 03:00 Ey menhus ruh artık titre 01-01-1970 03:00 İftar çadırı ve nesli ati 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman ve gezi hareketi 01-01-1970 03:00 Belki Garip, Ama Bir Öz Eleştiri 01-01-1970 03:00 Son Osmanlıya son saldırı… 01-01-1970 03:00 Kadınlık onuru 01-01-1970 03:00 Dehlizlerdeki sahte kahramanlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Türkiye’ye sığmıyor. 01-01-1970 03:00 Hangisi daha tehlikeli? 01-01-1970 03:00 Biz Ne Olacağız? 01-01-1970 03:00 Takdir ve İhanet 01-01-1970 03:00 Ne idik, ne olacağız? 01-01-1970 03:00 Mustafa Şahin 01-01-1970 03:00 Bir Liderin Doğuşu 01-01-1970 03:00 Yaşayan Efsane,Reis Yaylagül 01-01-1970 03:00 Mahmut Şahin 01-01-1970 03:00 Toplumsal refleksler 01-01-1970 03:00 Sükût Ediyorum 01-01-1970 03:00 Gelemeyen Bahar 01-01-1970 03:00 Herkes işine Baksın... 01-01-1970 03:00 Suçlu Benim 01-01-1970 03:00 Ormanın Tarihi Yeniden Yazılıyor 01-01-1970 03:00 Baykuş’un Gözleri 01-01-1970 03:00 Bir Masalım Var 01-01-1970 03:00 Deccal operasyonu mu Kürt sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Eğitim, Toplum Ve İntihar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Ve Kızların Hakkı 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 2 01-01-1970 03:00 Bir Çağın İz Düşümleri 1 01-01-1970 03:00 Kelimeler canlanır mı? 01-01-1970 03:00 Kavimler neden helak oldular? 01-01-1970 03:00 Ene ve nefsin serüveni 01-01-1970 03:00 Amerika’yı sömürmek… 01-01-1970 03:00 "mahşeri gördüm" 01-01-1970 03:00 Küre-i Arz Konuşunca... 01-01-1970 03:00 Kim ayvayı yiyecek? 01-01-1970 03:00 Baba mı dediniz? 01-01-1970 03:00 Hangi rejim? 01-01-1970 03:00 Bir Çıkmazın Anatomisi 01-01-1970 03:00 Hayal hakikat arası bir şey 01-01-1970 03:00 Zindandaki delik 01-01-1970 03:00 Yumurta idaresi 01-01-1970 03:00 Bireyin gücü mü cemiyetin gücü mü? 01-01-1970 03:00 Acıdan söz et bana 01-01-1970 03:00 Bu film burda bitmez 01-01-1970 03:00 Demokratik yağmurlar 01-01-1970 03:00 Çelikhan Net ve TOKİ sürecinde almamız gereken ders 01-01-1970 03:00 Ahde Vefa Veya Mü’min’in Yitik Malları 01-01-1970 03:00 Kaymakamların rolü ve Anadolu Mayası 01-01-1970 03:00 Kaymakamlar Geçidi 01-01-1970 03:00 Düşman içimizde… 01-01-1970 03:00 Kördüğüm Bir Dünya… 01-01-1970 03:00 Yansın Tahrir Meydanı 01-01-1970 03:00 Görüyorum ama diyemiyorum 01-01-1970 03:00 Mahkum adam nasıl hür adam olur? 01-01-1970 03:00 “Hür Adam”la açılan ufuklar… 01-01-1970 03:00 "Yarab hayretimi arttır" 01-01-1970 03:00 Her şey 'kün' de saklı 01-01-1970 03:00 Eyvah Amerika'yı kızdırdık 01-01-1970 03:00 Asrın en büyük eğitim yanlışı 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 2 01-01-1970 03:00 Tehlike kapımızda 01-01-1970 03:00 Haritaya dikkat! 01-01-1970 03:00 Devlet ve Ramazan Bayramı 01-01-1970 03:00 Onlar rahmete uçtu ya bize ne olacak? 01-01-1970 03:00 Perde gerisine bakalım bence… 01-01-1970 03:00 En büyük buluşma 01-01-1970 03:00 Yıkılmayan duvarlar (Mutluluğa yolculuk-2) 01-01-1970 03:00 Heni en lekum (Mutluluğa yolculuk) 01-01-1970 03:00 Asya'nın bahtına saplandım 2 01-01-1970 03:00 Şahin Bakışlı adam 01-01-1970 03:00 Hesaplanmayan Hesap 01-01-1970 03:00 Dağdan iniş… 01-01-1970 03:00 Cennette futbol var mı 01-01-1970 03:00 Gerçeğin çizgileri ve bir Ceylan 01-01-1970 03:00 Bayramlar Ve Bazı Adetlerimiz 01-01-1970 03:00 Irmak Ummanda Boğulur 01-01-1970 03:00 Tahrik,yara ve kontr hareketler. 01-01-1970 03:00 Cüruf’a Dikkat 01-01-1970 03:00 Ham Çarık Ve Kıl Çorap 01-01-1970 03:00 Uygun Adım 01-01-1970 03:00 Şimdi Jari Zamanı 01-01-1970 03:00 Ve yeni valimiz... 01-01-1970 03:00