Cemaat Hayatından Cemiyet Hayatına Geçiş

A
a
Sosyoloji çok şeydir. Bir kişinin, bir toplumda başarılı olabilmesi için içinde bulunduğu toplumu Sosyoloji süzgecinden geçirmesi gerekmektedir. Çünkü Sosyoloji, bir toplumdaki kişilerin toplum ile münasebetini incelediği gibi; toplumun değerlerini, yargılarını, içinde bulundukları tüm durumları tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Dolayısı ile bir kişi, toplumunu tanımadan, toplumunun değer ve yargılarını ve içinde bulunduğu durumları tüm artı ve eksileri ile – yani tüm çıplaklığı ile- kavrayamadığı takdirde; o topluma ne bir şey vaat edebilir ne de o toplumda kendisine bir yer edinebilir. Bu vesile ile sizlerle bu yazıda; biraz Modernizm, Modernizm’in getirileri ve götürüleri, biraz Sosyoloji, Biraz Ferdinand Tönnies gibi konuları ele almaya çalışalım.
     Sosyoloji hakkındaki fikirlerimi yukarıda bir nebze de olsa izah edip bir girizgah yaptım. O halde bir kahve eşliğinde Cemaat tipi toplumlar ile devam edelim.
Cemaat Tipi Toplumlar
     Bu toplumlara ülkemizde daha çok kırsal bölgelerde rastlanır. İsminden de anlaşılacağı üzere bu toplumlarda kalabalık olmak ön plandadır. Sadece fiziksel olarak bir kalabalık değil elbette. Üyelerinin birbirlerine duygusal bağlarla bağlı oldukları, ilişkilerin yüz yüze olması ile devam eden, çok büyük ölçüde insanların birbirleri ile bütünleşmiş olduğu toplumlar da denilebilir elbette. Bu durumun doğal bir sonucu olarak bu tip toplumlarda ‘’Bireysel hayat’’ yok denecek kadar azdır ve ‘’Bireysellik’’ kavramının halkta bir karşılığı nadiren bulunsa da genellikle bulunmaz. Geleneksel aile geleneklerinin yoğun olarak yaşandığı bu toplumlarda herkes ailenin bir parçasıdır. Yine herkes fiziksel olarak yan yana olduğu gibi; aynı şeyleri düşünme, aynı şeylere ilgi duyma ya da aynı şeylere ilgi duymama gibi konularda da benzerlik gösterirler. Cemaat tipi toplumlarda; yatay ilişkilerden (Gönül) daha çok dikey ilişkilere (Emir) rastlanır. Max Weber toplumların otoriteye bakışlarını açıklarken bu tür ilişkilerin ve bakış açısının hakim olduğu toplum tipine ‘’Patrimonyal Otorite’’ ismini vermiştir. Weber açısından, gelenek ve kişisellik ile kodlanan despotik devletin piyasaya hâkimiyeti, pazarda rasyonel olarak gerçekleştirilen ekonomik eylemin ve nihayetinde kapitalizmin oluşumuna engeldir ve bu sebeple Weber, cemaat tipi toplumlarda Kapitalizm’in mümkün olmadığını düşünür.
      Bu toplum tipi hakkında söylediklerimiz burda dursun, yazının ilerleyen satırlarında konuyu bir bütün olarak ele almamız açısından lazım olacaktır. Şimdi ise Cemiyet tipi toplumlara biraz değinelim.
Cemiyet Tipi Toplum
     Cemiyet tipinin hakim olduğu toplum ise yukarda anlattığımız ‘Cemaat Tipi Toplum’ konusunun tam tersidir; Öyle ki Cemaat tipi toplum örneğine bir anti tez olduğu da söylenebilir. Cemiyet tipi toplumda ortak bir duygu ve düşünce tasavvuru, toplumun kolektif olarak benimsediği ortak bir değeri ve hayat algılayışı yoktur. Cemiyet tipi toplumu ayakta tutan olgu herkesin ortak çıkarına olmasıdır. Cemiyet tipi toplumda manevi bir birlik (aile algısı, ortak din, ortak vatan) olgusu bulunmamaktadır. Bu sebeple cemiyet tipi toplum temelde gönüllülük ve iş bölümüne dayanır.
Liberal düşüncenin fikir babalarından Adam Smith’in de zihninde böyle bir toplum tasavvuru vardır, öyle ki ünlü eseri The Wealth of the Nations’da toplumun organizasyonuna dediğim şekilde değinmiş ve izah etmiştir.
     Yukarda bahsettiğimiz birbirine iki zıt toplum tipi ve ‘’Cemaat hayatından Cemiyet hayatına geçiş’’ tanımlamaları Ferdinand Tönnies’e aittir. İki toplumu daha iyi anlatacak olursak; Bir kişinin, kendi öz kardeşiyle bütün insanlardan daha çok vakit geçiriyor olması ya da onunla daha çok anlaşabiliyor olması Cemaat tipi hayatın hakim olduğu toplumlardır. Fakat aynı kişinin kendi kardeşi ile değil de, toplumda aynı statüyü paylaştığı kişi ile daha çok vakit geçiriyor olması ya da daha iyi anlaşabiliyor olması ise Cemiyet tipi hayatın hakim olduğu toplumlardır.
     İki toplum tipi örneği üzerinden aslında bunun Modernizm ile ilişkili olduğu gerçeğini anlamış olmamız gerekiyor. Modernizm; bireysel hayatı ön planda tutan ve duygusal bağ ve insanları birbirine bağlayan öteki tüm bağlardan daha çok bireysel olmanın yolunu açmaktadır. Birbirine yan yana komşu olan ve birbirini çok iyi tanıyan müstakil ev sakinleri yerine birbirini tanımayan ve apartman hayatı yaşayan insanların çoğalması da Modernizm örneği sayılabilir. Güven Adıgüzel’in ‘Yoksulluk şarkıları’ isimli eserinde bahsettiği gibi ‘’Hamburgerini, kolasını geç getiren elemanlara posta koyan ama vahşi egemenlerin haksızlıkları karşısında gıkı çıkmayan, özgüveni ince ayarlı bir nesil hiç de hayra alamet değil…’’ cümleleri de Modernizm’e örnek verilebilir.  Bu da doğal olarak cemaat hayatından cemiyet hayatına geçişimizin bir nebze de olsa gerçekleştiğinin kanıtıdır.
     Peki, tüm bunları yazdık, neden?
     Biz Türkiye olarak bu toplum tiplerinin neresindeyiz? Adıyaman ilimizin örneği bana bu konuda hep tüm Türkiye’yi özetler nitelikte gelmiştir. Adıyaman ilimize bağlı ilçelerimizi iki gruba ayıracak olursak 1. Grupta Besni, Gölbaşı, Kahta ilçeleri olacakken; 2. Grupta Çelikhan, Samsat, Gerger, Tut, Sincik ilçeleri yer alacaktır. Bu iki grubu tamamen ilçelerin sosyo-ekonomik düzeylerini ve durumlarını göz önünde bulundurarak oluşturdum. Bu iki grupta bulunan ilçeler arasında Modernizm’in daha çok uğradığı 1. Grup ilçelerinde ‘’Cemiyet tipi toplum’’ örneği tam anlamıyla olmasa da Modernizmin daha az uğradığı 2. Grupta bulunan ilçelerle mukayese ettiğimizde daha belirgin olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde ‘’Cemaat tipi toplum’’ örneği de 2. Grupta daha belirgindir. İşte bu iki grup ilçe örneği üzerinden Tüm ülkemizi değerlendirebiliriz. Sizleri bu değerlendirmeniz ile baş başa bırakırken bir dahaki yazımızda yine sosyolojinin önemine vurgu yapmak niyetinde olduğumu belirtmek isterim. Son olarak Güven Adıgüzel’in ‘Yoksulluk Şarkıları’ isimli kitabından şu alıntıları yaparak bitirmek istiyorum:
‘’…
      Babannelere inanılır. Yüzü toprağa değmişlere, suyun, çiçeğin, eşyanın ve yağmurun hakikatine yüz çevirmemişlere, usulde eski, esasta samimi, derinde hep yalnız olanlara, mekânın da bir poetikasının olduğunu fark edenlere, mülkünün kıblesine, yani kalbinin tam ortasına modernizmin bayrağını hiç dikmemişlere inanılır. Bu hayatın sloganı olduğumuzda anladık; babannelere inanılır. Eşyanın ve mekanın hakikatine de. Kadim dönemde, yani Hz. Adem'le başlayıp devam eden dünyanın yalnızca kendi gerçekliğine ait olduğu o güzel zamanlarda yaktığımız çoban ateşleri hepimizi ısıtıyordu. Modernite’nin tüm insanlığı özne olmaya çağırdığı ve bu soğuk zokayı yutan herkesi kendi düzeyinde yapay, kıymetsiz, işlevsiz ve plastik birer nesneye dönüştürdüğü mevcut modern dönemde görüldüğü üzere, plastik cesetler gibi ölümüne üşüyoruz. Bu soğuk çağın diline teslim olunca, çıra da tutmaz oldu ruhlarımız. İşte bunlar hep rahleye yüz çevirmekten oluyor. İşte bunlar, hep eve, şarkıya, kalbimize dönmeyi unutmaktan. İşte bunlar…“
 
1000
icon
Süleyman avcı 16 Mart 2019 09:18

Bu yazı tamamen çalıntı. Lütfen bi konu hakkında fikir beyan edecekseniz alıntıları belirtin, çalıntı yapmayın.

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Çelikhan'ın en önemli sorunu nedir?

duyurular DUYURULAR
arşiv HABER ARŞİVİ
sanalbasin.com üyesidir