Ali Bozkurt

Eğitimci- Yazar

Kur’an’da İlim Kavramı

A
a
 
Sözlükte; bilmek, bir şeyin hakikat ve mahiyetini kavrayıp idrak etmek anlamına gelen İlim, terim olarak; kâinattaki olayları, aklın ölçüleri kapsamında sebep ve sonuç açısından değerlendirerek, tecrübe ve tahsil neticesinde ulaşılan bilgilere denir. Ayrıca ilim, malum olanı, olduğu hal üzere bilmek ve bir şeyi gerçek yönüyle kavramaktır.
Dinimizi yaşayabilecek kadar bilgiye sahip olmak farz-ı ayın, bir takım konuları öğrenip bir kısmında uzmanlaşmak ise farz-ı kifayedir.
Doğruluğu asla tartışılamayacak olan bilgiler, Kuran-ı Kerim’deki bilgilerdir. Kur’an’a inanan en sağlam bilgilere inanmış olur; Kur’an’a inanmayan, bilimsel araştırmaların zirvesine ulaşmış olsa bile, kedisini en sağlam bilgilerden mahrum etmiş olur.
Kur’an, duyu organları, tecrübe ve bilimsel araştırmalarla elde edilemeyecek bilgilerin kaynağıdır.  Mesela Allah’ın varlığı, görünmeyen varlıklar ve ahiret hayatı bu tür bilgilerdendir. Kur’an’da genel olarak; iman esasları, ibadetler, hayata dair emir ve yasaklar, kıyamete ve ahiret hayatına dair bilgiler ile geçmiş kavimlerin kıssaları yer alır.
Şu üç hadis- şerif, ilmin önemini net olarak anlatmaktadır:
"Allah, hakkında hayır dilediği kimseye din hususunda büyük bir anlayış verir." (Buhari, İlim -10, Müslim, İmare-175)
"Yalnız şu iki kimseye gıpta edilir: Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse." (Buhari, İlim-15, Müslim, Müsâfirîn-268)
"İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka–i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat." (Müslim, Vasiyet-14)
Şimdi konuyu ayet-i kerimelerim ışığı altında incelemeye çalışalım.
1.Bilenle Bilmeyen Bir Olmaz:
"Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." (39.Zümer-9)
1-Amel edenle etmeyen bir olmaz.
2-İman edenle etmeyen bir olmaz.
3-Bilenle bilmeyen bir olmaz.
4-Amel eden ile iman eden nasıl etmeyenlerden daha kıymetli ise, bilen de bilmeyenlerden o şekilde daha kıymetlidir.
2.İlim Sahibi Olmak İçin Dua Edilmelidir:
"Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve «Rabbim, benim ilmimi artır» de." (20.Taha-114)
Cebrail (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.)’e vahiy getirince, Rasulullah (s.a.v.)’in, ayetleri unutmamak için, acele davranıp okunan ayetleri Cebrail ile birlikte tekrarlaması üzerine bu ayet nazil olmuştur.
Müfessir Ömer Nasuhi Bilmen, bu ayetin “Rabbim, benim ilmimi artır.” Kısmını şu şekilde açıklamıştır:
'Bu âyeti kerime de insanlığa büyük bir hikmet dersi vermektedir. Şöyle ki Her insan kendisine tebliğ edilen bir hakikati, verilen bir nasihati tam bir ciddiyet ve samimiyetle dinlemelidir ve hiçbir kimse ilmine güvenip bilgisini arttırmaya çalışmadan geri durmamalıdır, İlâhî vahye mazhar olan bir Yüce Peygamber böyle ilminin artmasını niyaz etmekle mükellef olursa artık ümmetin fertlerinden hangi bir kimse, kendi ilmine büyük bir kıymet verebilir de kendisini İlim tahsilinden bilgisinin artmasını temenni etmekten müstağni görebilir mi?. Ibni Mesut Hazretleri bu âyet-i kerimeyi okudukça: "Yarabbi benim ilmimi ve yakinimi arttır" diye dua edermiş.' (Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meal-i Alisi ve Tefsiri, C:4, S: 2110)
3.Hikmete Nail Olan Pek Çok Hayra Nail Olmuştur:
"Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar." (2.Bakara-269)
1-Allah hikmeti, kulları arasında dilediğine verir.
2-Hikmet; Allah’ı gereği gibi tanıma, her şeyi yerli yerine koyma, faydalı ilim ve salih amel, ilahi emirlerin sırları, gayeleri, faydaları ve incelikleri demektir.
3-Allah’ın hikmet verdiği kişiler; hem bilgi sahibi olur hem de bildikleriyle amel ederler. Amelleri de sadece Allah rızası içindir.
4-Allah’ın hikmet verdiği kişiler; ilahi emirlerin sırlarını, gayelerini, faydalarını ve inceliklerini bilirler.
5- Allah’ın hikmet verdiği kişiler; fizik, kimya, biyoloji gibi bilimleri tahsil edip ilim sahibi olmanın yanı sıra bu bilimlerdeki incelik ve sırları dikkate alarak Allah’ın varlığını ve kudretinin sınırsızlığını daha iyi anlarlar. Bir şeyi öğrenmek bilgi, öğrendiklerinde Allah’ın güç ve kudretini görmek hikmettir.
6-Allah’ın hikmet verdiği kişiler; anlatılan özellikleri nedeniyle,  hem başkalarına hem de kendilerine faydalı olup, iki dünya saadetini de elde ederek pek çok hayra kavuşurlar.
7-Bütün bu incelikleri, ancak akıllarını doğru yolda kullananlar anlayıp ibret alırlar.
4.İlim, İnsana Üstünlük Kazandırır:
"Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun, dediler." (27.Neml-15)
Hz. Davut ile Hz. Süleyman’a hem peygamberlik hem de hayvanların dilinden anlama ilmi verilmiştir. İlim, insana üstünlük kazandırır. Anılan iki peygamber, kendilerine verilen bu özelliklerden dolayı Allah’a hamd etmişlerdir. Bilgi sahibi olmak, büyük bir nimettir. Her nimet, şükretmeyi gerektirir.
5.Allah, Mütevazı Davranan Alimlerin Derecelerini Yükseltir:
 “Ey iman edenler! Size «Meclislerde yer açın» denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size «Kalkın» denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (58.Mücadele-11)
1-Meclislerde oturmak için yeni kimseler gelince, oturmakta olanların yeri genişletmeleri icap eder.
2-Allah, yeri genişletenlere dünyada ve ahirette genişlik ihsan eder.
3-Meclislere yeni kimselerin oturmasını sağlamak için, kalkmak gerekiyorsa hemen kalkıp yer vermek icap eder.
4-Allah, kalkıp yer verenlerden mü’minlerin ve alimlerin derecelerini yükseltir.
5-Dereceleri yükseltilecekler arasında alimler özel olarak zikredilmekle, ilim sahibi olmanın önemine dikkat çekilmiştir.
6.Kur’an, Gerçek İlimdir:
"Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun." (2.Bakara-145)
Kıble değişince,  ehl-i kitaptan olanlar, kıble Mescid-i Aksa olarak devam etseydi, kendisinin hak peygamber olduğuna inanabileceklerini ifade edince bu ayet indi. Ehl-i kitap, söylediklerinde samimi değildi. Vahiy ile gelen gerçek ilimdir, uygulanması gereken bilgidir.
"Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır." (13.Ra'd-37)
Kâfirler, mü’minleri saptırmak için Kur’an’a mugayir bir takım isteklerde bulunabilirler. Bu isteklere asla itibar edilmemelidir. Kur’an’ın hükümleri bellidir. Kur’an, Allah’tan gelen bir bilgidir. Kur’an’daki bilgiler bir yana bırakılıp başkalarının tekliflerine uyan, dostsuz ve koruyucusuz kalır.
7.Allah’ın Vahyi İle Gelen Kitaplar Gerçek İlimdir:
"Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur." (3.Al-i İmran-19)
1-Allah indinde gerçek din, İslam’dır. İslam geldikten sonra bir din Allah indinde geçerli olamaz.
2-Yahudi ve Hıristiyanların da hak dinin İslam olduğunu kabul etmeleri gerekir. Ancak onlar, bu konuda kedilerine ilim geldiği halde kıskaçlık yüzünden ayrılığa düşüp iman etmediler.
3-Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, bu inkârları nedeniyle hesaba çekileceklerdir.
"De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar." (17.İsra-107)
Kur’an gelmeden önce tevhit inancı hakkında bilgi sahibi olan hanifler, Kur’an’ı duyar duymaz inanıp secdeye kapılmışlardır.
8.Bilgisiz İnsanlar Haddi Aşarlar:
"Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir." (6.En'am-108)
1-Tebliğde asıl olan nezaket ve yumuşak üsluptur.
2-Hakaret ederek ve söverek konuşmak, bir mü’mine yakışmaz.
3-Müşriklerin ilah edindiklerine sövülürse, onların da bilgisice Allah’a sövme yolları açılmış olur. Allah hakkında bilgisi olanın, haşa, ona sövmesi mümkün değildir.
4-Herkes içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik sebeplerden ötürü kendi yaptığını güzel görür.
"Üzerine Allah'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir." (6.En'am-119)
1-Allah’ın helal kıldığı şeyleri, züht ve takva nedeniyle kendine yasaklamak doğru değildir.
2-Açlıktan hastalanma ve ölme tehlikesine karşılık haram olan yiyeceklerden zaruret miktarı yenebilir.
3-Zaruret miktarı kullanacağım diye, haram bir şeyi yeme konusunda bilgisizce ölçüyü aşarak kendi kötü arzularına uyanlar, sapıtmış olurlar.
4-Allah, haddi aşanları çok iyi bildiği için, onların suiistimalleri cezasız kalmaz.
9.Bilgisi Olmadan Allah Hakkında Tartışmaya Giren Şeytana Uymuştur:
"İnsanlardan, bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışmaya giren ve her inatçı şeytana uyan birtakım kimseler vardır." (22.Hac-3)
Allah hakkında tartışmaya girmekten maksat,  bilgisi olmadığından Allah’ın kudretini tartışma konusu yaparak, ölen insanları yeniden diriltmeye gücünün yetmeyeceği gibi iddialarda bulunmaktır. Böyle bir anlayış, tam anlamıyla inatçı şeytanlara uymak demektir. Allah’ın gücü tartışma konusu yapılamaz. Allah hakkında bilgisi olan, onun kudretinin sınırsız olduğunu da bilir.
10.Bilgisiz Olanlar, Kötü Arzularına Uyarlar:
"Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce kötü arzularına uydular. Allah'ın saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir? Onlar için herhangi bir yardımcı yoktur." (30.Rum -29)
En büyük zulüm, Allah’ı inkâr etmek veya ona ortak koşmaktır. Hiçbir bilgi, Allah’a şirk koşmayı normal görmez; Allah’a ortak koşmak, bilgi ile değil, ancak bilgisizlikle olur. Bilgisiz olanlar, kötü arzularına uyarlar. Sapmayı tercih edenler, hak ettikleri için, Allah tarafından saptırılırlar; bu durumda olanları kimse doğru yola eriştiremez.
11.İlimde Derinleşenler, Müteşabih Ayetleri Tartışmazlar:
"O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar." (3.Al-i İmran-7)
1-Lafzı ve anlamı net olarak belli, tek anlamı olan, başka anlama ihtimali bulunmayan ve nesih ihtimalinden uzak bulunan ayetler muhkemdir. Namaz, oruç hac, zekât gibi ibadetler ile helal ve haram olan şeyleri anlatan ayetler muhkemdir. Muhkem ayetler, kitabın anasıdır; kul bunları uygulamakla sorumludur.
2-Birden fazla manaya gelebilen, anlaşılması için başka delillere ihtiyaç duyulan, anlamı müphem olan ayetler müteşabihtir. Müteşabih ayetlerden bir kısmı, surelerin başında bulunan hurufu mukattaa gibi tamamen kapalı, bir kısmı ise cümle halinde yazılan ve içinde ‘Allah’ın eli’ gibi ifadeler bulunan kısmen kapalı ayetlerdir.
3-Kur’an’da Müteşabih ayetlerin bulunması bir imtihandır. Manasını kesin olarak anlamadıkları halde, inandık diyenler bu imtihanı kazanmış olurlar. Bu ayetleri, manası tam anlaşılan muhkem ayetlere zıt olarak tevil edip insanların kafasını karıştıranlar ise, söz konusu imtihanı kaybederler.
4-‘Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerin peşine düşerler.’ Yahudi ve Hıristiyanlar da bu yolla dinlerini ifsat etmişlerdir. Bu tür insanlar, açık hükümlerden çok, tartışmaya müsait konulara ilgi duyarlar. Hatta bu tür insanların zaman zaman muhkem ayetlere bile müteşabih ayet muamelesi yapıp gereksiz tartışmalara yol açtıkları görülür. Çünkü bunların asıl gayeleri gönülleri tatmin etmek yerine fitne ateşini tutuşturmaktır.
5-İlimde derinleşmiş olanlarım müteşabih ayetler hakkındaki bilgileri, doğal olarak, sınırlıdır. İlimde derinleşmiş olanlar, müteşabih ayetleri muhkem ayetlere zıt düşecek ve kafa karıştıracak şekilde yorumlamazlar. “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. 
12.Sahip Olunan İlim, Gurur Sebebi Olmamalı:
 "İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, «Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir» der. Hayır o, bir imtihandır, fakat çokları bilmezler." (39.Zümer-49)
1-Sahip olduğumuz mal mülk zenginliği gibi nimetlere aklınız sayesinde ulaştığımızı düşünmemeliyiz. Böyle düşünen aklı nedeniyle gurura kapılmış olur.
2-Her türlü zenginlik, imtihan edilelim diye Allah tarafından verilir.
3-Zengin oldukları için Allah’a şükreden, infakta bulunan ve kibre kapılmayan, tabi tutulduğu imtihanı kazanmış olur.
4-Zenginliğini Allah’ın bir lütfü olarak değil de kendi aklının eseri olarak gören, infak etmeyen ve şımaran kimse ise bu konudaki imtihanı kaybetmiştir.
13.Gaybın Bilgisi Allah’ın Yanındadır:
"De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”" (6.En'am-50)
1-Hz. Muhammed (s.a.v.), sadece kendisine vahyolunan bilgileri insanlara tebliğ etmiş; hiçbir zaman olağanüstü yetkilere sahip olduğunu söylememiş, Allah’ın hazinelerinin yanında olduğu, gaybı bildiği ve melek olduğu gibi iddialarda bulunmamıştır.
2-Bir insanın peygamber olarak görevlendirilmesi için olağanüstü yetkilere sahip olması gerekmez. Olağanüstü kuvvet ve kudret, ancak Allah’a aittir.
3-Küfür, kör olmak; iman, görmek gibidir.
4-Kör olmayı değil, görmeyi tercih etmeliyiz.
"De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler." (27.Neml-65)
Bu ayet, müşriklerin, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kıyametin ne zaman kopacağını sormaları üzerine nazil olmuştur. Gaybı Allahtan başka kimse bilmez. Rasulullah (s.a.v.)’in bilgisi, Allah’ın kendisine bildirdikleriyle sınırlıdır.
14.En Çok Alimler, Allah’a Derin Saygı Duyarlar:
"İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır." (35.Fatır-28)
1-Yeryüzündeki canlıların ve hayvanların değişik renklerde olmalarına bakılınca Allah’ın kudreti daha iyi anlaşılır.
2-Allah’ın azametini, en iyi alimler anlarlar.
3-Öyle olunca da elbette Allah’tan en çok alimler korkup derin saygı duyarlar.
15.Alimler, Kevnî Delillerden İbret Alırlar:
"Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır." (30.Rum-22)
1-Göklerin ve yerin muazzam bir düzen içinde yaratılmış olası, Allah’ın varlığının delillerindendir.
2-Yeryüzünde farklı lisanlar, farklı kelimeler, farklı cümle yapıları bulunması, Allah’ın varlığının delillerindendir.
3-İnsanların renklerinin farklı farklı olması, Allah’ın varlığının delillerindendir.
4-İlim ve anlayış sahipleri, bu delillerden ibret alırlar.
16.Allah, Kâinatı Akli Bilgiler Çıkarmamıza Uygun Olarak Yaratmıştır:
"Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine, eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık." (17.İsra-12)
1-Gece ile gündüz Allah’ın varlığını ve azametini gösteren iki delildir.
2-Gece karanlığında istirahat eder, gündüzün aydınlığında çalışırız.
3-Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi sayesinde, aklımızı kullanma imkânı bulur; böylece günleri, ayları ve yılları hesap edip en hayati konularda gerekli bilgilere ulaşırız.
Allah’ın Verdiği Göz, Kulak ve Kalp İle Bilgi Sahibi Oluruz:
"Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi." (16.Nahl-78)
İnsanoğlu, doğduğu zaman hiçbir bilgiye sahip değildir. İnsan, Allah’ın kendisine verdiği göz, kulak ve akıl sayesinde dış dünya ile iletişim kurarak bilgi sahibi olur. Bu nimetlere sahip kılınan insanın, nimetleri veren Allah’a şükretmesi gerekir.
Konuya şu satırlarla nihayet verelim:
İnsan; aklı, ilmi ve imanı ile şeref kazanır.
Kişi, aklını kullanarak ilim sahibi olur.
İnsan, sahip olduğu iman ile tafsili ve tahkiki iman mertebelerini elde eder.
Aklı olmayanın dini olmaz.
İnsan, akıl sahibi olduğu için, sorumludur.
Yaşamak için gerekli olan maddi şartları, duyu organlarımızla elde ettiğimiz bilgilerle sağlarız.
Dünya ve ahiret saadetine erişmek için gerekli olan bilgileri ise, Allah’ın peygamberlerine gönderdiği vahiy ile elde ederiz.
Vahiy eseri olan son kitap, hiçbir değişikliğe uğramamış olan Kur’an-ı Kerim’dir.
Yeryüzünde doğruluğu tartışılamayacak olan tek kitap da Kur’an-ı Kerim’dir.
Bilenle bilmeyen bir olmaz.
O halde bilmeyen değil, bilen olmalıyız.
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Çelikhan'ın en önemli sorunu nedir?

duyurular DUYURULAR
arşiv HABER ARŞİVİ